Son iki yıldır mart ayı, Türkiye'yi sarsıyor. Geçen yılın mart ayından başlayalım. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı İmamoğlu'na yönelik operasyonlar geçen yılın mart ayında başlamıştı. Gözaltı, tutuklama ile yaratılan olağanüstü durumun etkileri öyle bir çarptı ki Türkiye'yi... Şimşek'in uyguladığı ekonomi programı ağır yara aldı. Binbir emekle düşürülen politika faizi yeniden fırlamıştı. Herkes 2025'in sonunda ekonomide bir düzelme bekliyordu. Ucuz faizle yeniden kredi muslukları zombi firmalara açılacak, eski bahar geri gelecekti. Ancak Türkiye'deki yönetici elitin öngörü körlüğü en büyük zararı kendisine verdi. Öfkeyle, anlık salınan buyruklar, "Bunu yaparsak sonra ne olur" sorusunun hiçbir zaman akla gelmemesi, Türkiye açısından 2025'in üzerini çizdi.
Zor geçen yılın ardından herkes 2026'ya umutlandı. Yine acılar çekilecekti ancak yılın ikinci yarısında işler rayına girmeye başlayabilir diye düşünüldü. Gelirinin ardından itibarını da yitiren emeklileri umursayan zaten yok. Herkes, "Faizler düşsün, enflasyon düşsün borsa yükselsin para kazanalım" derdinde. Ekonomistler, "2026, 2025'ten daha zor olacak" diyordu. Şimşek, ocak ve şubat aylarında enflasyon yüksek gelecek ama sonra güneş açacak havasındaydı. Kimse, ne yapacağı ve söyleyeceği belli olmayan Trump'ı hesaba katmamıştı. 2026'nın mart ayında yalnızca Türkiye'yi değil, tüm dünyayı Trump çarptı. "Fazla can yakmadan ekonomik program uygulayan" iktidar, Trump'ın Netanyahu ile birlikte İran'a saldırmasıyla bu yılı da kaybetti. Artık kimse mart ayının enflasyonunun ne olacağını merak etmiyor. Herkes petrol fiyatları nerede durdurulabilir, zararı ne kadar büyür bunu tahmin etmeye çalışıyor. Şimşek, petrole gelen zammın yüzde 75'ini vergiden karşılamak zorunda kaldı. Güvenilir ve dürüst ekonomistler bunun bütçe açığı ve daha yüksek fiyat artışı (enflasyon) olduğunu söylüyor.

6