ABD Başkanı Trump'ın ikinci döneminin bir yılı geride kaldı. Trump'ın yönetim anlayışı yerleşik birçok yaklaşımı kökünden sarstı. AB, iki yönlü; Trump'ın Grönland istekleri ve Rusya kıskacında sarsılıyor.
Trump'ın NATO'yu önemsemeyen anlayışı kendinden sonra da ABD'de etkin olacaksa Türkiye'nin de yeni ortama uyum sağlaması kaçınılmaz. Yoksa, "F-35'lerin Türkiye'ye verilmesi NATO'nun etkinliği açısından önemli" açıklamaları günümüzde havada kalıyor. Kendi nüfus gerçekliğini ıskalayıp "Ne güzel AB bizim ordumuza muhtaç" değerlendirmeleri de saç baş yolduracak cinsten.
ABD'nin yaklaşımındaki değişim, Türkiye'yi; AB, NATO, Rusya, Ukrayna boyutlarının dışında, Ortadoğu boyutuyla da ilgilendiriyor. AB'nin kendi derdine düşmesi diğer bölgelerdeki gelişmeler noktasında Türkiye üzerindeki baskıyı azaltıyor. Örneğin Suriye'de avantajlı bir ortam var gibi.
Bu noktaya gelen süreç, Suriye'nin önce İsrail ile anlaşması sağlanarak başladı. Göründüğü kadarıyla Şam merkezli oluşturulacak devlet, Sünni Araplar üzerine kurulu, bölgede İsrail'e düşman olmayacak, İsrail'e düşman unsurları ülkesinde barındırmayacak bir yapıya evrilecek. Suriye, bir anlamda Ürdün veya Mısır'a benzeyecek. Bunun altyapısının hazırlandığı ancak kamuoyuna tam açıklanmadığı anlaşılıyor. Suriye, Lübnan ile komşu olunca bu ülkedeki İsrail karşıtı yapılarla da Şam'ın ilişkilerinin Tel Aviv merkezli düzenlenmesi beklenebilir. Bu kapsamda İran ve İran etkisindeki gruplara Şara yönetiminin uzak olacağını anlayabiliriz. Suriye, İran'a kapıları tam kapatacak. Bu birincil önceliğin ABD önderliğinde yerine getirilmesinin ardından Şara'ya verilen otorite Suriye'de öngörülen birliği sağlayacak. Bu birlik öngörülen devletin gereklerini yerine getirecek güçte olacak, daha fazla değil. Tam bu noktada; artık olmayan SDG, özüne dönen YPG Suriye'deki yapılanmanın hiçbir yerinde bulunmuyor. Bunu

11