Ülkelerin kalkınmışlık düzeyi, ekonomik durumları, şüphesiz her alanda belirleyici. İç politikada, dış politikada...
Ancak kalkınmışlık düzeyi ve ekonomideki durum da siyasi kararlara doğrudan bağımlı. Yani ülkeyi yönetme yetkisi almış siyasilerin verdiği doğru ya da yanlış kararlar halkın huzurunu ve yaşam kalitesini belirliyor.
Bu çerçeveden Türkiye'ye bakmaya çalışalım.
Bitmek bilmeyen ekonomik krizler ülkesiyiz. Şimşek'in "ülkeyi düze çıkaracak" programı son yerel seçimlerden bu yana inatla uygulanmaya çalışılıyor. Geçen hafta patlayan fon krizi ekonomiyi ayrıca sarsmaya başladı.
Mevcut sistemde borsayı kim önemser ya da önemsemez bilemeyiz. Ancak ülkeyi yönetenler istemeseler bile önemsemek zorundalar. Şimşek'in 11 ay önce yaptığı açıklamaya, SPK'nin ve finans piyasaları uzmanlarının açıklamalarına bakınca her şey herkesin gözü önünde olmuş gibi. Örneğin Para Piyasası Fonları... ok kapsamlı mevzuatları, izahnameleri var. Yurttaştan topladıkları paraları hangi araçlarda değerlendirebilecekleri belli, sınırları belli. Bir nevi günlük mevduat olarak düşünülebilir. Maaşını alan bir memur on gün sonraki kredi kartını ödeyene kadar parasını burada değerlendirebiliyordu. ünkü maaşla geçinmek her geçen gün zorlaşıyor.
Geçtiğimiz yıllarda Türkiye'de bu fonlardan bazıları ilk kez eksi getiri verdi. Bu bir ilkti. Şimdi de alacak ödeme zorluğuna (temerrüt) düşenler oluştu. Rakamların boyutları sevimsiz ve zarar görenlerin tamamı küçük yatırımcı. Peki, mağduriyetler oluşuncaya kadar denetimle ilgili kurum ve yöneticiler ne yapıyordu Bu sorunun yanıtını iktidar henüz vermedi.
Bu örnekten yola çıkarsanız, ülkenin "tam kan" tahlilini yapabilirsiniz, uzatmaya gerek yok.
Genel seçimden sonra geçen süre içinde iktidar ekonomiyi toparlayamıyor. Sertleşiyor. Yargı üzerinden muhalefete yürüyor. Artık yerel seçimler anlamsızlaştı. Üsküdar'dan sonra Adalar Belediyesi'nin AKP'ye geçme şekline bakarsanız iktidarın göze aldıklarını hissedebilirsiniz.

12