Sevgili Hürriyet okurları... 'SERKAN KIZILBAYIR İLE YAN KOLTUK' bu hafta, Selçuklu'nun taşlara işlenmiş zarafetiyle Anadolu'nun kalbinde yükselen, Mevlana'nın hoşgörüsü, geniş ufukları ve eşsiz mutfağıyla ruhu başka atan şehirde...
Rotamız Konya oldu... Bazı şehirler vardır... Sizi yüksek sesle değil, sakinliğiyle etkiler. Konya işte tam olarak öyle bir şehir. Bu yolculuğa çıktığımda açıkçası sadece tarihi yerler göreceğimi düşünüyordum. Ama Konya bana bundan çok daha fazlasını verdi. Şehrin içine girdikçe sadece sokaklarını değil, ruhunu da hissetmeye başlıyorsunuz.
İLK DURAĞIM MEVLANA TÜRBESİ
Mevlana Müzesi'nin avlusuna vardığımda, sadece bir türbeye değil, sekiz asırlık bir hikâyeye girdiğimi anladım. Yeşil kubbenin altında duran sanduka, yalnızca Mevlana Celaleddin Rumi'nin değil; aşkın, sabrın ve insan olmanın da sembolü olmuş. O an kalabalığın içinde kimse konuşmuyordu ama herkes aynı sessizliğin içinde kendi hikâyesini dinliyordu sanki. Bir köşede eski bir ney sesi yükseldi; insanı bugünden koparıp Selçuklu saraylarının gölgesine götüren bir ses... Düşündüm de belki Konya'nın sırrı tam burada saklıydı; bu şehir, tarihini müzelerde sergilemiyor, hâlâ yaşıyor. Oradan ayrılırken geriye sadece birkaç fotoğraf değil, insanın içine yerleşen bir merak kalıyor; Mevlana neden yüzyıllardır hâlâ bu kadar çok insanı kendine çağırıyor Belki de cevabı bulmak için bir gün sizin de o avludan sessizce geçmeniz gerekiyor. Mevlana'nın "Gel ne olursan ol yine gel" çağrısı yüzyıllardır gönüllere dokunuyor. Maneviyatı, tarihi ve huzur veren atmosferiyle bu şehir, sadece bir durak değil adeta bir iç yolculuk sunuyor.
ÇATALHÖYÜK...
Haberin DevamıDüşünsenize... Yaklaşık 9 bin yıl önce burada yerleşik yaşamın ilk örneklerinden biri kuruluyordu. Üstelik sokak bile yoktu, insanlar evlerine çatılardan giriyordu. Tarih kitaplarında okuduğumuz medeniyet kavramının ilk adımlarından biri burada atılmış. Orada yürürken sadece taşlara değil, insanlığın başlangıcına bakıyormuşsunuz gibi hissediyorsunuz. Sokaksız mimarisi, damlardan girilen evleri ve duvarlara işlenen yaşam hikâyeleriyle burada zaman, toprağın altında nefes almaya devam ediyor gibi. UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan bu büyüleyici antik kent, insanlığın birlikte yaşam kültürünün en eski örneklerinden biri olarak kabul ediliyor.
Haberin Devamı800 YILLIK BİR KONYA'YA YOLCULUK: PANORAMA KONYA MÜZESİ
Panorama Konya Müzesi'nin kapısından içeri girer girmez kendinizi sadece bir müzede değil, yüzyıllar öncesinin Konya'sında yürüyormuş gibi hissediyorsunuz. Dev panoramik sahneler, Mevlana döneminin sokaklarını, insanlarını ve o dönemin ruhunu adeta canlı bir hikâyeye dönüştürüyor. Işıklar, sesler ve detaylı figürler sayesinde tarih burada kitap sayfalarından çıkıp gözünüzün önünde nefes alıyor. Özellikle semazenlerin ve eski Konya çarşısının canlandırıldığı bölümlerde insan uzun uzun etrafa bakmadan geçemiyor. İçeride anlatılan her detay, Selçuklu'nun zarafetini ve Mevlana'nın hoşgörü mirasını hissettiriyor. Bir an geliyor, modern dünyanın telaşını unutup o dönemin sakinliğine karışıyorsunuz. Panorama Konya Müzesi'nden çıkarken aklımda tek bir düşünce vardı; bazı şehirler geçmişini sadece korumuyor, yaşatıyor.
Haberin DevamıULUSLARARASI KONYA YARI MARATONU
Şehirde bulunduğum tarihte, Konya "5. Uluslararası Konya Yarı Maratonu"na ev sahipliği yapıyordu. Dünyanın dört bir yanından dinamik ve enerjik sporcular bir araya gelmişti. 56 ülkeden 7 bin 500 sporcunun katılımıyla 5'incisi düzenlenen "Uluslararası Konya Yarı Maratonu" sadece bir yarış değil, aynı zamanda bir iyilik hareketi. Organizasyonda elde edilen gelirin Selçuklu Otizmli Bireyler Vakfı(SOBE), Meram Down Sendromlu Bireyler Yaşam Destek Merkezi(DOSD) ve Karatay Alzheimer Gündüz Yaşam Merkezi'ne aktarılacağı bildirildi.
VELESPİT MÜZESİ
Konya'da beni şaşırtan yerlerden biri de Velespit Müzesi oldu. Evet, yanlış duymadınız... "Bisiklet" değil, "Velespit." Osmanlı döneminden kalan bir kullanım hâlâ yaşatılıyor. Velespit Müzesi'nde, her biri farklı bir dönemin sessiz tanığı olan tarihi bisikletler sergileniyor. Her bir pedal, geçmişten bugüne uzanan eşsiz hikâyeleri fısıldıyor. Duvarlarda asılı eski bisikletler sadece demirden yapılmış araçlar değildi; her biri bir dönemin sessiz tanığıydı. Kimi bir posta memurunun ekmek kavgasını taşımış, kimi ilk aşkına yetişmeye çalışan bir gencin heyecanını... Pedalların üzerindeki aşınmış izler, aslında insanların hayat hikâyeleriydi. Bir köşede duran siyah seleli eski modelin önünde uzun süre durdum; çünkü dedemin anlattığı o "mahalle bisikleti"ne ne kadar da benziyordu. Müze, insanı sadece geçmişe götürmüyor, zamanı yavaşlatıyor da... Bugünün hızlı ekran dünyasında, bir zamanlar mutluluğun sadece rüzgârı yüzünde hissetmek olduğunu hatırlatıyor. Belki de bu yüzden Velespit Müzesi'nden çıkarken insanın aklında tek bir cümle kalıyor; bazı yolculuklar varacağın yer için değil, geçmişini yeniden bulmak içindir.

11