NATO Zirvesi'nde misafir devlet başkanları tarafından verilen bütün mesajlarda Türkiye'nin "gittikçe büyüyen güç" olmasına vurgu var.
Küresel krizler küresel fırsatlar doğurur.
Türkiye, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın liderliğinde, krizleri fırsata çevirmeyi başardı.
İttifakın en büyük ikinci ordusuna sahip bulunan ülkemiz, Karadeniz'den Akdeniz'e, Balkanlar'dan Orta Doğu'ya uzanan bir güvenlik sağlayıcısı.
Ukrayna krizinde tahıl koridoruyla gösterdiği arabuluculuk...
Savaş halindeki Rusya ile Ukrayna'ya dengeli yaklaşım, her ikisi için de bir çıkış yolu olarak öne çıkan duruşu...
Kıskaca alınmış Rusya ve İran ile "sıkı" ilişkilerin "ülke çıkarlarına" uygun olarak devam ettirilmesi...
İsrail'in "soykırımcılığının" dünya halkları nezdinde tescillenmesine olan katkısı...
Suriyeliler gibi "ölümden kaçan" insanlar için bir sığınak haline gelmesi...
Batı'dan kopmadan "Büyük Doğu" ile ilişkilerini güçlendirmesi...
Afrika açılımı...
Birçok faktör Türkiye'nin "yumuşak gücü"nü gittikçe artan etkinlikle kullandığını gösteriyor...
Bununla birlikte "sert gücü" de gittikçe büyüyor ülkemizin.
Savunma alanındaki bağımsızlık oranın farklı kriterleri var, tam olarak ne oranda bağımsız durumdayız bilemiyorum ama herkesin kabul ettiği gerçek, bu alanda da dünden çok daha ilerideyiz.
"Klâsmanımızdaki" ülkeleri caydıracak kadar güçlüyüz.
Soykırımcı Netanyahu'nun ordumuzun daha fazla güçlenmemesini ABD yönetiminden talep etmesi de bunu gösteriyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ikilisinin sürüklediği dış politika hamlelerimiz sonuç veriyor.
Dışarıda çok güçlüyüz.
Ya içeride
İşte oraya gelince...
Büyük sıkıntılar görüyorum.
Ahlâk ve maneviyat alanındaki sıkıntıları hepimiz yaşıyoruz.
Yakın ve uzak çevremizdeki "çöküş" tablosu malûm.
Aile çöküyorsa her şey çöküyor demektir.
Bir artı bir konutlara talebin gittikçe artması, yalnız yaşayan sayısının her yıl rekor kırması, evlenme isteğinin gittikçe azalması,nüfus artış hızının çakılması ve hızla yaşlanmamız, gittikçe daha fazla gencimizin çok zararlı alışkanlıkların pençesine düşmesi...
Bütün bunlarla mücadele edebilmek için hepimizi ikna edebilecek eylem plânları, yol haritaları lâzım...
Devlet'in böyle bir yol haritası maalesef yok.
Olmadığı 12 yıl mecburi eğitimin ısrarla devam ettirilmesinden belli...
Süresiz nafaka zulmünün ortadan kaldırılmasını sağlayacak hükümlerin yargı paketlerine bir türlü girememesinden belli...
Ekranlara bir türlü "çeki düzen" verilememesinden belli.

23