Seccadesiz olmaz!

Etrafımız kötülüklerle dolu.

Çürüme hemen her yerde.

Her taraftan irin akıyor.

Fırsatçılık, vurgunculuk almış başını gidiyor.

Dört bir yanda şiddet, insanlar trafikte, sokakta birbirlerini boğazlıyor.

Okullarda şiddet olaylarının arttığını hep söylüyorduk, son zamanlarda iyice görünür oldu.

Kız öğrenciler bile elde silah, bıçak arkadaşlarına dalıyor.

Bütün bunların sebepleri neler olabilir

Bence en büyük sebepler, sevgisizlik ve bebeklikte, çocuklukta sürekli olarak olumsuz mesajlara maruz kalmamız.

İnsan, sevgiden, saygıdan mahrum kaldığında hıncını etrafından alıyor.

Bütün kurallara, değerlere, düzenlere isyan edesi geliyor.

Ben bunları yaşadım.

Almanya'daki ebeveynim tarafından iki yaşında öksüzler yuvasına atıldığını ve orada işkencelerden geçtiğimi rahmetli büyük teyzem anlatmıştı bana.

O yuvadan sonrasını hatırlıyorum.

Annem ve merhum babam beni unutmuş gibiydi.

Merhum dedem, zengin adamdı ama sevgi hücreleri ölmüştü.

Torun sevmezdi.

Yani, beni sevmediğini hatırlarım.

Sadece nasihatte bulunurdu.

Etrafımızda son derece hoyrat insanlar vardı.

12 Eylül 80 öncesinin anarşi ve terör ortamında her gün 20 gencimiz hayatını kaybederdi.

Her gün silah, hatta bomba sesleri duyardık.

Büyüdüğümüz sokaklarda hep kavga vardı.

Sağ-sol çatışmaları oyunlarımızın bile konusu olurdu.

Oyuncak tabancalarımızla birbirlerimizi öldürürdük!

Çocukluğumuzda her tarafta kaynana-gelin kavgaları da görülürdü.

Acayip bir dünyada yaşardık.

Okuduğumuz sınıflarda zenginler de vardı, fakirler de.

Şimdi, fakirler bile borç harç çocuklarına bir şeyler alabiliyor.

Bizim zamanımızda zengin çocukları, aynı sınıftaki fakir çocuklarının hayal bile edemeyecekleri standartlarda yaşarlardı.

Beslenme çantasının içine yiyecek konulamayan arkadaşlarım vardı.

Her şey yasaktı o zamanlar.

Almanya'dan gelen merhum anneannem merhum dayıma, yani oğluna 100 mark para vermişti.

Mesleği öğretmenlik olan dayım, karanlık bir yerden geçerken serserilerin saldırısına uğradı.

Cebindeki 100 markı ve bir miktar Türk lirasını alıp gitti serseriler.

Hemen karakola gitti dayım.

Polisler saldırganları hemen yakaladı.

Gasp ettikleri paralar üzerlerindeydi.

Dayım Türk liralarını geri aldı, 100 Alman markından dolayı da yargılandı.

Zira o zamanlar Türkiye'de yaşayan vatandaşların döviz taşımaları yasaktı.

Her şey kısıtlıydı o zamanlar.

Hastanelerdeki tedavi hizmetleri de öyle.

"Allah ne düşürsün, ne de eksikliğini göstersin!" denirdi.

Hastanelere giden sıradan vatandaşlar resmen eziyet görürlerdi.

Her aşamada aşağılanırlardı.

Biz o ortamda büyüdük.

Gerek şahsi travmalarım, gerekse etrafımdan aldığım olumsuz mesajlar beni çok sinirli, saldırgan, geçimsiz bir insan yaptı.

Şiddete meyilliydim.

Aradan yıllar yıllar geçti.

Rabbim namazı nasip etti, seccadeye sığındım.

Mezarlıkları sık sık ziyaret eder oldum.

Ruhum, kalbim duruldu.

Yani, yine hırçın bir insandım ama artık çok daha az hırçındım.

Uzun yıllar sonra, eski arkadaşlardan bazılarını buldum.

Maalesef, çoğu şiddet olaylarına bulaşmış.

Başlarına çok kötü şeyler gelmiş.

Bazıları ise kötü yolları bırakıp kendilerini okumaya vermiş.

Lise, üniversite...