Cenâb-ı Hak, İslâm ile murâd ettiği kâmil insan modelini -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in şahsında sergiledi.
Ve O'nu bütün bir beşeriyet için örnek şahsiyet olarak lûtfetti.
En başta namaz.
Namazsızlık çok zor bir hâdise.
Cehennem'e girenlere Cennet'e girenler,
"Siz niçin Cehennemliksiniz" diyorlar.
"Ne yaptınız da Cehennemlik oldunuz"
Cevap:
"Biz namaz kılanlardan değildik."
(Bkz. el-Müddessir, 42-43)
Cenâb-ı Hak:
"Mü'minler kurtuldu." (el-Müʼminûn, 1) buyuruyor.
"Onlar ki namazlarında huşû içindedirler." (el-Müʼminûn, 2)
Demek ki sırf Cenâb-ı Hak (öylesine) bir namaz istemiyor.
Duygulu bir namaz istiyor. İlâhî huzurda olduğunun idrâki içinde bir namaz istiyor.
Ve namaz hakkında; "...Secde et ve yaklaş." (el-Alak, 19) buyuruyor.
Yani Cenâb-ı Hakk'a yaklaştıran secdeler istiyor. Namazla terbiye, namazla güzel ahlâk.
Bu gerçek namaz, fahşâdan münkerden korur buyruluyor, kötülükten korur buyuruyor Cenâb-ı Hak. (Bkz. el-Ankebût, 45)
Gelişigüzel namaz kılana; "Yazıklar olsun." buyuruyor Cenâb-ı Hak. (Bkz. el-Mâûn, 4)
Oruç...
İbadetler güzel ahlâka götürüyor.
"...Umulur ki takvâ sahibi olursunuz." (el-Bakara, 183) buyuruyor Rabbimiz oruç için.
Cenâb-ı Hak;
"Göklerde ve yerde ne varsa âmâde kıldık, düşünen bir toplum için..." buyuruyor. (Bkz. el-Câsiye, 13)
Demek ki oruç ibadetinin bizi takvâ hayatına götürmesi lâzım.
Açların hâlini düşüneceğiz, merhametimiz artacak. Cenâb-ı Hakk'ın lûtfunu düşüneceğiz, şükrümüz artacak.
Cenâb-ı Hak:
("Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda sarf etmedikçe, iyiliğe eremezsiniz..." buyuruyor. [Âl-i İmrân, 92])
Sevdiklerinizden vermedikçe Allâh'a yaklaşamazsınız buyuruyor.
Cenâb-ı Hak ölçüler veriyor.
"O hâlde kâfirlerin hoşuna gitmese de siz dîni Allâh'a has kılarak O'na ibadet edin." (el-Mü'min, 14) buyuruyor.
Yine Rasûlullah buyuruyor:
"...Allah ancak samimiyetle, sadece kendisi için, rızâsı gözetilerek yapılan ameli kabul eder."
Yani ibadet riyâdan uzak olacak, gösterişten uzak olacak. Verdiğin sadakayı mümkünse saklayarak vereceksin.
Bütün ibadetler öyle hâkezâ.
Fakat ben saklayacağım diye câmiye, cemaate gelmemek yok.
Mü'min bal arısı gibi olacak.
Nezâket, zarâfet taşıyacak.
Yine Efendimiz buyuruyor, kendi vasfını bildiriyor. Tabi bizim hep bu vasıflarla vasıflanmamız lâzım. Buyuruyor ki Efendimiz:
"Ben her mü'mine kendi nefsinden daha ileriyim (daha ötedeyim, daha üstünüm). Bir kimse ölürken mal bırakırsa, o mal, kendi yakınların âittir. Fakat borç ve yetimler bırakırsa, o borç bana âittir. Yetimlere bakmak da benim vazifemdir."
Efendimiz'deki zarâfet.

35