Yazar, TUSAŞ saldırısını bahane ederek Türkiye'nin asıl sorununun Batı kökenli eğitim ve kültür sistemine bağlanması olduğunu iddia ediyor. Manevi vatanın çökmesinin maddi vatanı da yıkacağını savunuyor. Ancak nüfus krizi ve gençlik sorunlarını maneviyata bağlamanın, ekonomik ve sosyal politika başarısızlıklarını kaç kez devlet sorumlu tutumuştu?
Evlatlarımız, hocalarımız...
Okullarımız yüreklerimiz yanık.
Rabbim rahmet eylesin.
Rabbim şifa versin.
Bir yazımız...
Bugünleri haber verir gibi.
Buyurunuz efendim:
TUSAŞ'ı hedef alan hainlerin "verdikleri mesajlar" üzerine söylenmesi gerekenlerin hepsi söylendi.
Bugün, bambaşka şeyler söylemeli!
Muhteşem devirlerimizde nice milyon kilometrekarelik Cihan Devleti'ydik.
Bugün, işgalcilerden kurtarabildiğimiz 780 bin kilometrekareyi bile çok görüyorlar bize.
Irak gibi, Suriye gibi, paramparça etmek istiyorlar.
Türkiye yapayalnız.
Tek Millet, Tek Devlet!
İşte, bundan dolayı da, Devlet Aklı her çareye başvuruyor.
Bunlardan biri de, malûm, Teröristbaşı Abdullah Öcalan'a "Örgütü'ne silahları bırakma çağrısı yap!" demek.
Sayın Devlet Bahçeli, Meclis'e bile çağırdı Öcalan'ı...
-Gelsin, ne diyecekse, DEM Grubu'nda desin!
-Yeter ki bu iş bitsin!
***
Savunma alanındaki muhteşem hamlelerimizin en güçlü adreslerinden TUSAŞ'ımızı hedef alan kirli saldırının bu çağrıya cevap olduğu söyleniyor, birçok yerde.
Kandil'in Şeytanı, "Alanda Öcalan'ın değil, bizim borumuz öter!" yollu lâflar etmişti, üstüne bu geldi.
"Öcalan'dan filan medet ummayın, gelip bizle anlaşın!" diyor Küçük Şeytan!
***
Devlet Aklı, bir adım attı ama...
Öcalan neye yarar
Geçmişte yaptığı çağrılar neye yaradı
Bir yerel seçimden önce, "HDP tarafsız kalsın, CHP'ye destek vermesin!" mektubu gönderdi, o bile işe yaramadı.
Oralardan fayda yok, kimseden fayda yok.
İmralı'dakini bırakın...
Kandil'in temsilcilerini bırakın!
Partileri şu kadar oy almış, bu kadar oy almış!..
Doğru da...
Oy oranlarını arttıran bizim ihmallerimiz!
Boşluk bıraktık, onlar doldurdu!
Biz ihmal ettik, eller aldı!
Sık sık, işaret ettiğimiz "MANEVİ VATAN" meselemiz!
Biz, MANEVİ VATAN'ı çok ihmal ettik.
Biz, MANEVİ VATAN'ın ruhunu oluşturan ulvî kavramların yıpratılmasına seyirci kaldık, bazen de kendimiz yıprattık!
Biz, eğitimde, kültürde, hatta "kanunlarda" Batı'ya çok bağlandık.
Biz kendimize, kendi tarihimize çok az kıymet verdik.
Biz, canımızı emanet ettiğimiz doktorlara bile "Sapkın Hipokrat"ın sözde yeminini ettirdik.
Biz, buna bile yemin dedik, yeminin zeminini kaydırdık!
Biz, İbn-i Sinâ'yı çok ihmal ettik.
Cabir Bin Hayyân'ı, Kindî'yi, Harezmî'yi, Farabî'yi, Birûni'yi, Cezerî'yi, Akşemseddin'i, Gazzâlî'yi, Piri Reis'i, Kâtip Çelebi'yi (...) çok ihmal ettik.
Biz, çocuklarımıza, her sınıfta, her sene her sene, balığın tırmandığı kavağı bellettik.
Yalan tarihi bellettik!
Bizi kamplaştıran "izm"leri bellettik!
Batı'dan neler geldiyse, onları bellettik!
Aile, eğitim ve kültür alanlarında kendimizden uzaklaştık; Batı'dan olanı, sorgulamadan bünyemize aldık.
Kahpe Batı'ya yöneldik,
Büyük Doğu'yu unuttuk!
Atina kriterlerine takıldık, Paris kriterlerine takıldık, Londra kriterlerine takıldık, Kopenhag kriterlerine takıldık...
Anadolu kriterlerini unuttuk!
"Dertlerden kurtulursun gezsen Anadolu'yu" dedik ama, Anadolu'yu unuttuk!
Köylerimizi unuttuk!
Terk ettik!
Bir de...
Alay eder gibi...
Gitmemek ve görmemek marifetmiş gibi, "O köy bizim köyümüzdür" şarkısını bütün çocuklarımıza bellettik!
Biz, güzelliklerimizi ihmal ettik...
En çok da evlâtlarımızı ihmal ettik, olmadık ellere bıraktık. (Haber7)
Derin boşluklara, dehlizlere attık!
"Başarılı ol, başarılı ol!" diye diye...
"Yarış atı"na döndürmeye çalıştık!
Test ile tost arasına sıkıştırmaya çalıştık!
Onlara kazanma, daha fazla kazanma hırsını aşıladık.
Başarıyı kutsadık, "Maddeye sahip olan her şeye sahip olur, çok kazanan mutlu olur!" mesajını verdik, her halimizle.
Kötü misaller olduk ya da karşılarına kötü misaller çıkarttık.
Elimizde sigara, "zararlı maddelerden uzak durmalarını" tavsiye ettik!
Faize bulaştık, helâl olanı tavsiye ettik!
Televizyonlarımızdan popüler kültür propagandası yapılmasına, MANEVİ VATAN'ımızın zeminin kaydırılmasına ses çıkartmadık ya da yeterince ses çıkartmadık.
Biz "ümmet" olmadık!
Ayağına diken batan kardeşimizin acısını hissetmedik.
Aksine, diken batıranlardan olduk!
Özümüz sözümüz bir olmadı.

17