Fazla tanımadığım Merhum Babam üvey annemle birlikte Almanya'dan kesin dönüş yaptıktan bir süre sonra kansere yakalandı.
Okmeydanı SSK Hastanesi'nde aylar süren bir "tedavi" sürecinden geçtik.
Geç bulduğum babamın bakımını üvey annemle birlikte üstlendik.
Hastane günlerinde nice kanser hastası tanıdım.
O babayiğit adamların en temel ihtiyaçlarını bile gidermekten aciz duruma düştüklerini görmek ruhumda fırtınalar estirdi.
Ne kadar zayıf, ne kadar çaresiz varlıklardık.
İnsanoğlu üstüne gösterişli bir elbise, altına fiyakalı bir otomobil çektiğinde nasıl da kendisinden geçiyordu!
Hep bunları düşündüm.
İnsanların acıdan inleyişleri, pişmanlıklarını ifade edişleri, kanser hastası yalnızların beni her yakaladıklarında dert döküşleri içime işledi.
Doktor, "Babanı taburcu ediyoruz, bizim yapacağımız bir şey kalmadı. Eve götürün, son zamanlarını eşleriyle dostlarıyla birlikte geçirsin!" dediğinde çaresizliği iliklerime kadar yaşadım.
Vaziyet ümitsiz gibiydi ama ben direnmeyi tercih ettim.
Ergenlikten yeni çıkmış halimle İstanbul'un en tanınmış onkoloji uzmanlarını buldum.
Filmleri, raporları götürüp "ümit kırıntısı" aradım.
"Allah'tan ümit kesilmez!" diyen bile olmadı.
"Kaç yaşındasın, Babanı kaybettiğinde hayatını nasıl devam ettireceksin" diyenler oldu.
Acıdıklarını belli edenler oldu.
Eve çıkarttıktan kısa süre sonra vefat etti babam.
O zamanlara kadar "Din-diyanet" işlerine uzaktım.
Hastalık, ölüm, cenaze yıkama, cenaze namazı, defin...
O iliklere işleyen soğukta merhumu bir an evvel toprağa verip oradan uzaklaşma...
Sıcak bir yere sığınma arzusu...
Akşam evde toplanıldığında daha üç beş saat evvel bir yakınlarını toprağa vermiş insanların ölümü unuttuklarına, şakalaştıklarına, gülüştüklerine şahit olmak...
Kardeşlerinin ve yeğenlerinin "Bu adam da tam zamanında öldü, şu arsayı sağlığında satmadık, şimdi uğraş dur!" diye şikâyet edip durmaları...
O zamana kadar, "Nerde akşam orada sabah" rahatlığı içindeki bendeniz, bu süreçten belki yirmi yaş birden büyüyerek çıktım.
İçimdeki fırtınaların dinmesi için camilere yöneldim, namaza başladım.
Bunu yapınca da "dost bildiklerim" hep çekildi etrafımdan.
Bana hep uzak duran yakından akrabalarımın "Bu Serdar'a da bir haller oldu, tarikata mı girdi ne" demeye başladıklarını duydum.
Beni o güne kadar "yok" sayanlar, bu yeni halimi hiç beğenmemişlerdi.
*
Ben ise o yalnızlıktan sıyrılabilmek için "yeni çevreler" edinmeye çalıştım.
Her bulduğuma "dost" diye sarılmak...

7