Gençler memur olmak ister!

Milyonlarca gencimiz için en cazip kariyer hedeflerinden biri kamuda bir kadroya yerleşmek.

KPSS kursları, sınav hazırlıkları, atanma listeleri ve mülakat tartışmaları gençlerin gündeminden hiç çıkmıyor.

Özel sektörde çalışırken "kamuya yerleşme sınavı"na hazırlanan çok sayıda genç tanıyorum.

Bazıları da işi gücü bırakıp sınava hazırlanıyor.

Özel sektörde kariyer basamaklarını tırmanmak, kendi işini kurmak veya yeni bir girişim başlatmak yerine devlet memurluğuna ya da devlet işçiliğine yönelmek, giderek daha görünür bir toplumsal eğilime dönüşüyor.

Birçok gencimiz, "Özel sektöre güven olmaz, başarılı olsan da bir gün kapı önüne koyuverirler. Oralarda istediklerini yaparlar bana, hakkımı hukukumu arama imkânım da son derece sınırlı olur!" diyerek kamuya yöneliyor.

Memleketin önde gelen üniversitelerinin çok zor girilebilen bölümlerinden mezun olanlarda bile görüyorum bu eğilimi.

GENÇLER NEDEN ÖNCELİKLE KAMUYU TERCİH EDİYOR

Bu sorunun cevabını birkaç temel başlıkta aramak gerekiyor:

İlk sırada ekonomik belirsizlik var. Enflasyon, hayat pahalılığı, yüksek kiralar ve satın alma gücündeki aşınma, düzenli gelirin önemini artırıyor.

Genç bir insan için artık yalnızca iş bulmak yeterli değil; kazandığı ücretle geçinebilmek, ev tutabilmek, ailesinden bağımsız yaşayabilmek ve geleceğe ilişkin plan yapabilmek de gerekiyor.

İkinci önemli neden iş güvencesi.

Özel sektörde işten çıkarılma, işletmelerin kapanması, ücretlerin enflasyon karşısında erimesi, uzun çalışma saatleri ve kariyer belirsizliği gençleri endişelendiriyor. Buna karşılık kamu istihdamı, düzenli maaş, sosyal güvence, daha öngörülebilir çalışma koşulları ve belirli bir kariyer istikrarı sunuyor.

Gençler açısından bu fark, çoğu zaman mesleki tatminden bile daha belirleyici hâle geliyor.

Üçüncü neden ise emeğin karşılığını alamama duygusu.

Yıllarca eğitim gören, yabancı dil öğrenen, kendisini geliştirmek için çaba harcayan bir genç, iş hayatına atıldığında düşük ücretle ve deneyimsiz olduğu gerekçesiyle sınırlı imkânlarla karşılaşabiliyor.

Üstelik bazı iş ilanlarında deneyim şartı aranırken gençlerin bu deneyimi nerede ve nasıl kazanacağı sorusu cevapsız kalıyor.

Burada özel sektöre de önemli sorumluluk düşüyor. Elbette özel sektörün bütün işletmelerini aynı kefeye koymak haksızlık olur. Gençlere iyi ücret, kariyer imkânı, mesleki gelişim ve nitelikli çalışma ortamı sunan çok sayıda şirket bulunuyor. Ancak özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerde ücret, çalışma saatleri, sosyal haklar ve kariyer planlaması konusunda ciddi sorunlar yaşanabiliyor.

İşverenlerin bir bölümü gençlerden yüksek donanım ve deneyim bekliyor ama bu deneyimi kazandıracak fırsatları sunmuyor. Yeni mezun bir çalışana hem tecrübeli çalışan sorumluluğu yükleniyor hem de başlangıç ücreti teklif ediliyor. Fazla mesai, iş tanımının belirsizliği ve performans baskısı da bu tabloya ekleniyor.

Özel sektörün, çalışanına üç yıl sonra nerede olacağını, hangi becerileri kazanacağını ve hangi koşullarda yükselebileceğini öngörebildiği bir iş ortamı oluşturması şart. Ücretlerin enflasyon karşısında korunması, liyakate dayalı terfi, çalışan haklarına saygı ve iş-yaşam dengesi artık bir lüks değil, nitelikli iş gücünü elde tutmanın temel koşullarıdır.

ÇÖZÜMÜN ÖNEMLİ BİR PARÇASI EĞİTİM

Öncelikle milyonlarca gencimizi zorlayan "12 yıl mecburi eğitim" uygulamasını ele almak gerekiyor.

Milli Eğitim Bakanı Sayın Tekin mecburi eğitimin süresinin kısaltılabileceğine dair mesajlar vermişti ama olmadı.

Çalışma rafa kalktı.

Böyle olunca da...

12 yıl zorunlu ve de sorunlu eğitime "mecburen" devam!

Müsaadenizle mevcut durumda neler yapılabileceğine bir bakalım:

Liseler ve üniversiteler ile iş dünyası arasındaki bağın güçlendirilmesi gerekiyor. Eğitim programları yalnızca teorik bilgi aktarmakla sınırlı kalmamalı; uygulama, problem çözme, dijital yetkinlik, yabancı dil, iletişim, takım çalışması ve girişimcilik becerilerini de kazandırmalı.

Mesleki ve teknik eğitim yeniden ele alınmalı. Sanayinin, teknolojinin, tarımın ve hizmet sektörünün ihtiyaç duyduğu nitelikli ara elemanlar yetiştirilmeli. Meslek liseleri, organize sanayi bölgeleri ve işletmeler arasında güçlü iş birlikleri kurulmalı. Öğrenciler mezun olmadan önce gerçek iş ortamını tanımalı, nitelikli ve ücretli staj imkânlarına erişebilmeli.

Üniversite öğrencilerinin stajları göstermelik bir zorunluluk olmaktan çıkarılmalı. Öğrenci, staj yaptığı yerde gerçekten öğrenmeli, üretime katılmalı ve mümkünse mezuniyet sonrasında istihdama geçebilmelidir.

Rehberlik ve kariyer planlaması da ortaöğretim döneminden itibaren güçlendirilmeli. Her gencin üniversiteye gitmesinin tek başarı ölçütü olduğu anlayışından uzaklaşılmalı. Gençlerin yeteneklerine, ilgi alanlarına ve ülkenin üretim ihtiyaçlarına göre farklı eğitim ve kariyer yolları oluşturulmalı.