Bana emanet edilen, bende muhafaza ediliyor mu
Söylediğim sözlere güveniliyor mu
Bir kimse derdini anlattığında, onun sırrını muhafaza edeceğimden emin olabilir mi
Bir insan hakkını bana bıraktığında, kendi menfaatim söz konusu olsa bile onun hakkını koruyabilir miyim
Öfkelendiğim zaman adaleti terk eder miyim
Güç benim elime geçtiğinde merhametimi kaybeder miyim
İşte Müslümanlığın hayatımızdaki hakiki tezahürlerinden biri burada başlar.
Çünkü Müslümanlık yalnızca dil ile söylenen bir mensubiyet değildir. İman, kalpte kök saldıkça ahlâka; ahlâk, hayatın bütününe sirayet eder. İbadetler insanı Rabbine yaklaştırırken, o yakınlığın insanlarla olan münasebetlerine de güzellik olarak yansıması gerekir. Secdede Allah'ın huzurunda eğilen baş, kullara karşı kibirlenmemelidir. Rabbine kulluk eden gönül, insanların hakkına karşı duyarsız kalmamalıdır.
Mümin, sadece Allah'a karşı vazifesini değil, kullara karşı mesuliyetini de idrak eder.
Zira kulluk, yalnızca namazın içinde değil; bir yetimin başını okşarken, bir mazlumun hakkını gözetirken, bir emaneti korurken, bir muhtacın gönlünü incitmeden yardım ederken, hatta haksızlığa uğradığımız hâlde haksızlık yapmamayı başarırken de yaşanır.
Asıl mesele, insanın yalnızken de doğru kalabilmesidir.
İnsanların gördüğü yerde güzel davranmak kolaydır. Asıl imtihan, kimsenin görmediği yerde başlar. Kimsenin bilmeyeceğini düşündüğümüz bir emanete sahip çıkmak, bize hiçbir menfaat sağlamayacak bir iyiliği yapmak, aleyhimize dahi olsa hakkı söylemek, nefsimizin hoşlanmadığı bir durumda adaletten ayrılmamak...
İşte insanın gerçek kıymeti burada ortaya çıkar.
Çünkü insanlardan gizlenen nice şeyler vardır ki Allah'tan gizlenemez.
Bir insan hakkında "Ona güvenilir." denilmesi, aslında onun şahsiyeti hakkında verilmiş büyük bir şehadettir.
Güvenilir insan; yanında bulunmayanın hakkını koruyandır.
Kendisine emanet edileni muhafaza edendir.
Söylediği sözün arkasında durandır.
Verdiği vaadi hafife almayandır.
Bir insanın zaafını, onun aleyhine kullanılacak bir fırsat olarak görmeyendir.
İnsanların kusurlarını teşhir etmekten zevk almayandır.
Kendisinden yardım isteyen bir kimseyi, imkânı olduğu hâlde geri çevirmeyendir.
Ve en mühimi, kendisine yapılan bir haksızlığı başkasına haksızlık etmenin bahanesi hâline getirmeyendir.
Güvenilirlik, sadece "yalan söylememek" değildir. Güvenilirlik, insanın bütün hâllerine sinen bir doğruluk ve istikamet meselesidir.
Bir insanın dili doğru olacak, eli doğru olacak, kazancı doğru olacak, niyeti doğru olacak, muamelesi doğru olacak...
Böyle bir insanın bulunduğu yerde gönüller huzur bulur.

13