"Şeffaflık, liyakat, kurumsal kapasite, verimlilik..."

Kiminle konuşsam solmuş, gazel olmuş bir yaprak gibi

Ne ağzımızın tadı kaldı ne yediverenlerin rengi

Ne adalet ne insan onuru anca dört duvar arasında ezilen kalpler

Ey ay yardım et saramam garipleri sökemem kökünden arsızları

Ey ay bırak gücün peşine düşenleri karanlıkta debelensinler...

***

2017 yılında anayasa değişikliği referandumu yapıldı, 2018'de sistem değişikliğine gidildi. Ve yeni sistemle birlikte birçok değişiklik yaşandı.

Örneğin bazı kurumlar kapatıldı. Kimse de o dönemde ya biz bu kurumları kapatırsak yıllar içinde oluşan kurumsal hafıza heç olur demedi.

Bir taraftan da yeni sistemle birlikte daha 'merkezi bir yapı' oluştu.

'Şeffaflık, hesap verebilirlik, liyakat, kurumsal kapasite, verimlilik' gibi kavramlar neredeyse unutuldu.

Ayrıca çoğunluğun şikâyet ettiği 'keyfilik' kavramı baş tacı yapıldı desek yanlış olmaz sanırım.

En önemlisi de bu dönemde yanlış kararları durdurabilecek ya da denetleyebilecek bir kurumun varlığından söz edilebilir mi

Bu bağlamda en son yaşanan fon dolandırıcılığında kurumlarda yaşanan sıkıntılar dışarıdan bile kolaylıkla gözlemlenebiliyor doğrusu.

SPK, Borsa İstanbul ve ilgili diğer kurumlarda denetim fonksiyonu layıkıyla yapılsaydı böyle mi olurdu

Olmazdı, en başından dolandırıcıların yakasına yapışılırdı. Bu iş buralara gelmezdi.

Öte yandan Hazine ve Maliye Bakanı'nın Kasım 2025'te 'Fonlarla ilgili manipülasyonların farkındayız. Bununla ilgili düzenleme yapacağız' demesi üzerine neden hemen harekete geçilmedi

Bir de nasıl oluyor da Devlet Denetleme Kurulu Başkanı aynı zamanda Borsa İstanbul Yönetim Kurulu Başkan Vekili olabiliyor.

Yani neresinden bakarsak bakalım karışık bir tablo ile karşı karşıyayız.

Yalnız bu karışık tablo sadece fon dolandırıcılığı ile ortalığa saçılmadı. Ne zaman bir kriz yaşansa, ne zaman yangın, deprem gibi bir felaket yaşansa kurumların tel tel döküldüğü yüzümüze şak diye tokat gibi çarpıyor.