Önceçuvaldızı kendimize batıralım. Biz gazeteciler, yorumcular bu sütunlarda, TV programlarında yıllarca sizlere "Paranızı profesyonellere emanet edin, özellikle yatırım fonları çeşitli yatırım araçlarıyla bir sepet yaratıyor. Riskinizi azaltırsınız" diye tavsiyelerde bulunduk.
Son fon krizi gösterdi ki sadece yatırım aracını doğru seçmek yetmiyor. Paramızın güvende olması için önce neyi, neden satın aldığımızı bilmemiz gerekiyor. Gelin bugün bu fon krizinden nasıl dersler çıkarmalıyız ona bakalım.
Finansal piyasalarımız son günlerde önemli bir stres testinden geçiyor.
Üstelik bu kez hikâyenin merkezinde yalnızca doğrudan hisse senedi yatırımcısı değil, parasını profesyonellere emanet ettiğini düşünen yüz binlerce fon yatırımcısı var.
Sermaye Piyasası Kurulu (SPK); Tera, Pusula, A1 Capital, Atlas, Bulls, Hedef ve Pardus portföy yönetim şirketlerinin kurucusu olduğu 131 yatırım fonunun tasfiyesine karar verdi. Tera fonları için İş Bankası, diğer altı şirketin fonları için Ziraat Bankası görevlendirildi. Fonlardaki varlıklar piyasa derinliği ve likidite koşulları gözetilerek nakde çevrilecek. Tasfiyenin normal koşullarda altı ay içinde tamamlanması öngörülüyor.
Haberin DevamıAncak mesele yalnızca bu fonlarda parası bulunan yatırımcılarla sınırlı değil. Fonların taşıdığı bazı hisselerde yaşanan sert satışlar ve art arda gelen tabanlar, sorunun borsaya nasıl taşınabileceğini de gösterdi.
Peki bütün bunlardan yatırımcı hangi dersleri çıkarmalı
GETİRİYE DEĞİL NASIL KAZANDIĞINA BAK
* İLK ders belki de en önemlisi.
Bir fonun geçmişte çok para kazandırmış olması, o fonun güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Tam tersine çok yüksek getiri, çok yüksek risk alınarak elde edilmiş olabilir.
Son yaşananlarda tartışmanın merkezindeki konulardan biri de bazı fonların likiditesi düşük, halka açıklığı sınırlı hisselerde yoğunlaşmasıydı.
Dolayısıyla bir fon son bir yılda yüzde 100, yüzde 200 hatta çok daha fazla kazandırmışsa sorulması gereken ilk soru:
"Ben de nasıl alırım" değil.
"Bu parayı nasıl kazandı" olmalı.
Çünkü getiri tablosu bize sonucu gösterir. O sonuca ulaşırken ne kadar risk alındığını göstermez.
FONUN ADINI DEĞİL İÇİNİ SATIN ALIYORSUNUZ
* İKİNCİ ders çeşitlendirme meselesi.
Yatırımcı, "Tek tek hisse seçmiyorum, fon alıyorum; dolayısıyla riskimi dağıtıyorum" diye düşünüyor.
Her zaman öyle değil.
Haberin DevamıFon birkaç hisseye yoğunlaşmışsa, üstelik bu hisselerin işlem hacmi sınırlıysa ciddi bir risk taşıyor olabilir.
Daha da önemlisi yatırımcı üç ayrı fon satın alıp portföyünü çeşitlendirdiğini zannedebilir. Oysa üç fon da aynı veya benzer hisseleri yüksek oranlarda taşıyorsa ortada üç ayrı yatırım değil, üç farklı ambalajın içindeki benzer riskler vardır.
Fon satın alırken yalnızca adına ve geçmiş getirisine değil, içine de bakmak gerekiyor.
EKRANDAKİ FİYAT HER ZAMAN GERÇEK FİYAT DEĞİL
* ÜÇÜNCÜ ve bence yaşananların en önemli dersi likidite.
Bir hissenin ekranda 100 liradan işlem görüyor olması, elinizdeki milyonlarca liralık hisseyi 100 liradan satabileceğiniz anlamına gelmez. Çünkü satabilmeniz için karşı tarafta alıcı olması gerekir.
Haberin DevamıFondan büyük miktarda para çıkışı olduğunda fon yöneticisinin yatırımcıya ödeme yapabilmek için varlıklarını nakde çevirmesi gerekiyor. Ancak fondaki hisselerin likiditesi düşükse ve yeterli alıcı bulunamıyorsa kâğıt üzerindeki değer ile o varlığın gerçekten nakde çevrilebildiği değer birbirinden ayrılıyor.
SPK'nın tasfiye sürecinde de fon varlıklarının piyasa derinliği ve likidite koşulları gözetilerek nakde dönüştürülmesi öngörülüyor.
Yaşadığımız sorunun özeti aslında iki kelime:
Piyasa derinliği ve likidite.
AYNI RİSKİ ÜÇKEZ ALMAYIN
* DÖRDÜNCÜ ders doğrudan yatırımcının kendi portföyüyle ilgili.
Bir hisseyi doğrudan satın aldınız. Sonra o hisseyi yüksek oranda taşıyan bir fon aldınız. Ardından başka bir fon daha aldınız, onun içinde de aynı hisse var.
Haberin DevamıPortföyünüzü çeşitlendirdiğinizi düşünürken aslında aynı riski üç kez satın almış olabilirsiniz.

20