Güçlü bir sınav motivasyonu; acizliğini hissetmektir

Kul çalışır, neticeyi Allah yaratır. Acizliğini hissetmek bir motivasyon vesilesidir. Bazen bir şeyler yapmanın önündeki engel, acizliğini hissetmemek olabilmektedir. İnsan acizlik duygusu ile sınırlarını görür.

Neyi, nereye kadar yapabileceğini bu duygu ile fark eder. Acizlik duygusu onda yardım alma, daha çok araştırma, yüce kudrete sığınma gibi maddî ve manevî kazanımları beraberinde getirir. Yani acizlik duygusu sonlu olan, fânî olan gücü, bâkî olan, sonsuz güce kavuşturur.

oğu zaman, "Sen başarırsın, yaparsın" gibi ifadelerle şişirilmiş benlikler kişiyi ayağı yere basmayan çabalara ve neticede hayal kırıklıklarına taşır. Ki, bunun pek çok örnekleri günlük hayatta görülebilmektedir. Kişinin bilgi birikimi var, o işi yapma potansiyeli var ama bir türlü o işe başlayamıyor veya başlasa da netice alamıyor. Veya bazıları için de o işe başlamak sonuçlandırmaktan daha önemli hale geliyor, yani başlama adımı atamıyor.

Birilerinin problemi başlayamamak olurken, bir diğerinin problemi bitirememek oluyor. Her ikisinde de acizliğini hissetmemek bu adımların engeli olabiliyor. Acizlik unutularak kurgulanan o yüksek ideal bir türlü bir yerden başlamaya cesaret vermez. İdealize edilmiş nokta, o noktaya ulaşacak sürecin önüne geçer ve süreci tıkar.

Ağacın kodları tohum içindedir. Tohumun içinde taşıdığı özün tohumla çok da fiziksel bir alakası yoktur. Yani o tohumun içinde taşıdığı öz, binlerce, on binlerce o tohum genişliği, zenginliği, bereketi taşır. Ama tohumun açılımının olabilmesi bir toprağa düşmeye ve birtakım şartlara ihtiyaç duyar. Burada bütün şartlar toplansa da istenen netice olmayabilir. Ama netice olması için o şartlara başvurmak bir gerekliliktir. Yani o şartları sağlamak sümbüllenmenin niyetidir, netice için yaşanacak süreç o tohuma hayat veren yaratıcının takdirine bağlıdır. Burada da tohum ağaç oluncaya kadar bir dizi kanunlar vardır.

İnsan bir şeyler yapmaya başlarken daha çok 'kendi' odaklı bakar. Böyle süreçte cümleler genelde "yaparım", "alırım", "elde ederim", "başarırım" gibi "ben" merkezlidir. Bunlar zehirli, sınırları zorlayan, ruhu bozan kelimelerdir. Doğru kişinin kendisinin de bir katkısı vardır ama o katkı, tohumun içindeki öz gibidir. Yani aslında o öz de kendinden değildir, ama neticede ona emanet verilmiştir. Yani ceviz kabuğuna içinde İlâhî kanunu bekleyen bir ruh taşıyan öz emanet edilmiştir. O emaneti taşıma ve muhafaza etme, yani enenin bir emanet olarak insana verilmesi gibi, tohum da zararlı unsurları kendine celp edip, özünü bozmazsa, o öz, pek çok tohumların da kaynağı haline gelir. İşte tam da buralarda İlâhî birtakım sırlar söz konusudur.

Evden çıkarken insanın zihninde niyetlendiği şey, bir duadır. Hedeflediği o şeyin çok daha ötesinde büyük şeyler beraberinde gelebilir. Beklediği gibi gelmeye de bilir. Burası kişinin acizliğini hissetme noktasıdır.