PKK'nın "Kurtarılmış il" planını boşa çıkaran kahraman

Emniyet haberleriyle ilgili olan gazeteciler, hangi görüşte olursa olsun Ünal Erkan'ı sever, o da hiçbir gazeteciyi çalıştıkları kurumlara göre ayırt etmezdi. Siyasetçilerle ilişkisi de öyleydi. Terörün azgın olduğu dönemde kimse Olağanüstü Hal (OHAL) Bölge Valiliği'ne gitmek istemiyordu. O günlerde bölücü terör örgütü PKK, köy, mezra basıyor, Güneydoğu illerinde gündüzleri bile cadde ortasında eylemler gerçekleştiriyordu.

PKK ile Hizbullah, kentlerde daha etkin olabilmek için uğraşırken, birbirleriyle de silahlı çatışmaya girmişti. Hizbullahçılar, Takarof ve Makarof marka silahlarla genelde hedeflerinin ensesine kurşun sıkıp öldürüyordu. PKK ise her eyleme karşılık veriyordu. O yüzden, "Faili meçhul" cinayetlerin önü alınamıyordu.

POLİSİN BİRBİRİNİ REHİN ALDIĞI GÜNLER

Erkan, 1980'de Ankara Emniyet Müdürlüğü görevine getirildiği dönem, polisin adeta isyan ettiği günlerdi. O dönem adı Toplum Polisi olan, günümüzdeki Çevik Kuvvet'in binasını askerler sarmıştı. Çok kötü olaylar yaşanıyordu. Polis sağ-sol diye bölünmüştü.

O gün yine ortalık toz dumandı. Polis göreve çıkmıyordu. İşte böyle bir ortamda İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Ünal Erkan, 1980 yılının Eylül ayının ilk haftasında Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne atanmıştı.

Geldiği gün şehitlerin cenaze törenindeydi. O güne kadar yaşanmamış olaylar meydana geliyor, göreve çıkan polislerin silahını yine meslektaşları alıyordu.

DERHAL EYLEME SON VERİN

Sıkıyönetim Komutanı Korgeneral Recep Ergun, polislerin göreve çıkmadığını öğrendiği zaman ilk tepkisi "Hepsini sıkıyönetime getiririm. Böyle rezalet olmaz. Derhal eyleme son versinler" diye haber gönderdi. Üç otobüs geldiğinde içinden tam teçhizatlı asker çıktı.

Hükümetin, Emniyet üst düzey yetkililerinin istifalarını isteyen sloganlar atılıyordu. Askerin Toplum Polisi Müdürlüğü'nün önüne gelmesi, "Asker zorla karargaha girecek" yorumlarına ve söylentilerine yol açtı.

Kalabalıktan "direnelim arkadaşlar" diye bağıranlar oldu. Bazıları "silah deposuna, silah deposuna" dedi. Silah deposunun kapısı kırılmış, uzun namlulu polisler İstanbul Caddesi'ne bakan giriş kapısı önünde toplanmıştı. Birileri, "yaşasın şanlı direnişimiz" diye bağırdı. Kalabalık hep bir ağızdan bu sözleri tekrarladı.

POLİS KARARGAHI TANKLARLA SARILDI

Sıkıyönetim Komutanı Korgeneral Recep Ergun, polisin eyleminin bir türlü bitirilmemesi üzerine, 28. Tümen Komutanı Doğan Güreş'e "Toplum Polisinin etrafını tanklarla sarın" talimatı verdi. Sert, ama bir o kadarda babacan olan Korgeneral Ergun, terör olaylarının yaygın olduğu bir dönemde polisin başkaldırmasına kızıyor, böyle zor bir dönemde polisin hem de arkadaşlarını rehin alarak eylem yapmasını kabullenemiyordu.

Bu sırada, yüzlerce polis sloganlar atıyordu. Doğan Güreş'in canı iyice sıkıldı. Sıkıyönetim Komutanı Orgeneral Recep Ergun'a, "paşam müsaade ederseniz tanklarla gireyim" dedi. Doğan Güreş'in amacı da tanklarla Toplum Polisi Müdürlüğü'ne girmek değildi. Amacı, ne kadar kararlı olduklarını göstermek ve isyanın bir an önce son bulmasını sağlamaktı. Gece, polisler evlerinden toplanıp Sıkıyönetim Komutanlığı'na götürülmüştü.

HÜZÜNLÜ TÖREN VE ARDINDAN DARBE

Ankara'nın yeni Emniyet Müdürü Ünal Erkan, Emniyet Müdürlüğü önünde bayraklara sarılı şehit polislerinin cenazesinde konuşurken göz yaşlarının süzülmesine engel olamıyordu. Müdürün konuşurken titreyen sesi cenazede bulunanları daha da hüzünlendirmişti. Hıçkırıklar birbirine karışıyor, şehit yakınları arasında "Şehitler ölmez" diye bağıranlara, polisler eşlik ediyordu.

12 Eylül askeri harekatı işte o günlerde gelmişti. Emniyetin bütün üst düzey yetkilisi, sıkıyönetimde verilecek kokteyle davet edilmişti. İşte o gece kendilerine, askerin yönetime el koyduğu söylendi. Polis, askerin yanında olduğunu, "Vatan sağolsun" sloganlarıyla göstermişti.