PKK'nın başı Abdullah Öcalan, Kenya'dan Türkiye'ye 16 Şubat 1999'da getirildi. Öcalan'a bir zarar gelmemesi için en üst düzeyde sağlık, güvenlik, gıda dahil her türlü önlemler alındı, bunun için hiçbir masraftan kaçınılmadı. İnfaz Koruma Memurları bile özel seçildi. Dünyanın gözünün çevrili olduğu dava, tüm usul kurallarına uyularak İmralı'da 45 günde sonuçlandı. Yargıtay süreci ile birlikte Öcalan'ın yargılaması 100 günden önce tamamlanmıştı. Mahkeme Başkanı Turgut Okyay, "Gerçekten dünyanın örnek aldığı bir yargılama yapmıştık" diyor.
Bölgedeki stratejik güvenlik ihtiyaçları doğrultusunda 2565 sayılı "Askeri Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Kanunu" kapsamında İmralı Adası'nı çevreleyen deniz ve hava sahası ikinci derece askeri yasak bölge ilan edildi. Adanın deniz ve hava sahası, giriş-çıkışları izne tabi tutuldu, özel güvenlik statüsü uygulamaya konuldu.
İMRALI ALIŞMASINI O YÜRÜTTÜ
Abdullah Öcalan'ın "umut hakkından" yararlanıp serbest kalacağı, güvenliği için Adada yapılacak evde kalacağı söyleniyor. İmralı, Bursa sınırları içinde ama Emniyet Asayiş ve Yardımlaşma (EMASYA) Planı kapsamında Kocaeli 15. Kolordu Komutanlığı'na bağlıydı. (EMASYA Planı daha sonra yürürlükten kaldırıldı.)
O dönem Kolordu Komutanlığı görevinde Hurşit Tolon bulunuyordu. Ada ile ilgili her türlü çalışmayı o yaptı. Daha sonra Birinci Ordu Komutanlığı görevinde de bulundu, "kumpaslar" sonucu cezaevinde de yattı. Malatya'da Zirve Yayınevinde işlenen cinayet bile gizli tanık ifadeleriyle Hurşit Tolon'un üzerine yıkılmak istendi. Adliyeye götürülerken etrafında en az 30 polis bulunuyordu. Emekli Orgeneral Hurşit Tolon, "İmralı ile ilgili bilinmeyenleri" SÖZCÜ'ye şöyle anlattı:
PERİŞAN DURUMDAYDI
"İmralı Adası, bana teslim edildiğinde, Adalet Bakanlığı'nın açık cezaeviydi. Ama, Allah sizi inandırsın çok haraptı. Yani bir yer söyleyeyim, alt alta iki büyük koğuş vardı. Üst kattaki koğuşun, beş gözlü tuvaletinin alt kısımları kırılmış, düşmüş, aşağısı gözüküyordu. Kapılara çapraz tahtalar takılmıştı. Orada hayvancılık, tarım yapılıyordu. Tavuk, koyun yetiştiriliyordu. Bunların hepsi askeri yasak bölge ilan edilince kaldırıldı ve Ada bize teslim edildi.
Orada cezaevinin personelinin binaları, Adanın güney kısmında Adalet Bakanlığı'nın kampı bulunuyordu. Orasını da hiç kullanmadık. Oraya sonradan bir iki kolaylık tesisleri için binalar yaptırdım. Örneğin çürümüş, kullanılmayan, metruk olan sinema salonunu mahkeme salonu haline getirdik. Örgütün başının kaldığı yeri insan içine çıkacak bir yere dönüştürdük.
ADA, EN AZ BİN ASKERLE KORUNUYORDU
İlk geldiğinde bayrağımız önünde Öcalan'ın fotoğrafının çekildiği yer, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nden, Avrupa Birliği parlamenterlerinin önüne çıkacak gibi değildi. Biz onu üç günde adam gibi cezaevi koşulları yaptık. Ama bunu yaparken hep hukukçulara danıştık. O zamanki Kocaeli savcısının, kendi kolordumuzun savcısının görüşlerini aldım.
Orada bu kişinin kalacağı bir bina yapıldı. Ada komutanı olarak bir kurmay albayımız vardı. Onun karargahı çalıştığı iskeleden çıkınca sağ taraftaki sarı binaydı. Şimdi o binalar var. Biz oraya mutfak, hamam, banyo, çamaşırhane yaptırdık. Yaklaşık bin civarında askerimiz vardı.
BU KADAR MASRAF YAPILMIŞ BAŞKA BİRİ VAR MI
İmralı'da terörist başının serbest kalması halinde korumak için yine orada personel bulunduracaksınız. Peki Adaya gidiş dönüşler için oraya bir deniz vasıtası çalışacak değil mi Peki kim bu kadar masrafa layık ya Bu masraf kimin cebinden çıkacak
Onu korumak için İmralı Adası denizden, karadan, havadan korunuyor. Bildiğim kadarıyla o önlemler hâlâ sürüyor. Adaya gelip gidecekler için ya helikopter kullanılacak ya da koster. Nasıl olacak bu Kim ödeyecek bu parayı

3