Ekonomide son perde (I)

Olmaz denilenler olmaya son sürat devam ediyor. 4-5 Kasım 2023 tarihli CHP'nin 38. Olağan Kurultayı ile 21'inci Olağanüstü Kurultayı'nın iptali istemiyle açılan davada "tedbirli mutlak butlan" kararı çıktı. Peki yaklaşık 3 yıl sonra verilen 'mutlak butlan' kararına gelene kadar ekonomide neler yaşandı Bu kararın bugün verilmesi neyin sonucuydu

Bugün siyaset sahnesinde izlediğimiz bu eşine rastlanmayan, CHP kurmaylarının ''siyasi dizayn'' çabası olarak nitelediği bu yargı adımları, aslında boşalan bir kasanın ve duvara toslayan bir ekonomi politikasının çıkardığı gürültüyü bastırma telaşı olarak da görülebilir. Yaşananları doğru okumak için, bugünün siyasi panik halini doğuran o uzun ekonomik tükenişin hikâyesine, filmi biraz geriye sararak bakmamız gerekiyor.

ÖNCE 2002

AKP iktidara geldiğinde takvimler 2002 yılının sonlarını gösteriyordu. O günlerde devralınan ekonomide Merkez Bankası'nın politika faizi yüzde 46 seviyesindeydi. İktidarın ilk yılları, küresel piyasalarda paranın bol ve ucuz olduğu, rüzgârın gelişmekte olan ülkelerden yana estiği şanslı bir dönemdi. Bu rüzgârı arkasına alan iktidar, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir özelleştirme furyası başlattı. Fabrikalar, limanlar, enerji tesisleri, telekomünikasyon ağları... Devletin elindeki devasa üretim araçları birer birer elden çıkarıldı.

Elde edilen bu devasa ve tarihi kaynakla ne mi yapıldı Ne yazık ki bu eşsiz fırsat; tarıma, hayvancılığa, katma değerli teknolojiye veya sanayi devrimini yakalamaya yeterli düzeyde harcanmadı. Bunun yerine ekonomi, dışarıdan alınan borçlarla ve özelleştirme gelirleriyle şişirilen bir "inşaat ve beton" sarmalına sokuldu. Ülkenin geleceği, döviz garantili "Yap-İşlet-Devret" (YİD) projeleriyle yollar, köprüler ve devasa şehir hastaneleri üzerinden onlarca yıl sonrasına ipotek edildi. Üretimin yerini gösterişin, fabrikanın yerini şantiyenin aldığı bu dönemin felsefesi ise en tepeden şu sözlerle ilan edilmişti: "İtibardan tasarruf olmaz."

Ancak taşıma suyla, daha doğrusu satılan kamu malları ve alınan dış borçla değirmenin dönmeyeceği günler yaklaşmıştı. Beton ekonomisi tıkandığında ve üretim açığı kendini göstermeye başladığında, ekonomiyi suni teneffüsle ayakta tutma evresi başladı. Sandık başarılarını sürdürmek ve tüketim illüzyonunu devam ettirmek adına iktisat biliminin temel kuralları çöpe atıldı. "Faiz sebep, enflasyon sonuç" teziyle birlikte Türkiye, enflasyonun çok altında faiz verilerek ekonominin zoraki ayakta tutulmaya çalışıldığı, tarihin en pahalı ve yıkıcı deneylerinden birine sürüklendi.

KKM CAN SİMİDİ OLDU

Bu inat uğruna kurlar patladı, enflasyon ipini kopardı. Tüketim çarkları dönsün diye uygulanan bu politikanın faturası ağırlaşınca, durumu kurtarmak için 2021 yılının sonlarında "Kur Korumalı Mevduat" (KKM) adında bir can simidine sarılındı. Sistemi bir süre daha ayakta tuttuğu sanılan bu mekanizma, aslında Merkez Bankası'nın ve Hazine'nin altını oyan bir saatli bombaydı.

Tam 44 ay süren bu devasa KKM kâbusu, enflasyonu dizginleyemediği gibi Merkez Bankası bilançolarına 2,4 trilyon liranın üzerinde tarihi bir zarar olarak kazındı. Doları tutmak için karşılıksız basılan trilyonlarca lira, enflasyon olarak sokağa, pazara, mutfağa ateş düşürdü. Ta ki Ağustos 2025'te havlu atıp bu ucube sistemden kademeli çıkış başlayana dek...