Taciz iddiaları, ifşalar, özürler, kovulmalar ve proje iptalleriyle dolu şu gündemde biri yazar, diğeri müzisyen; iki kadından bence çok önemli bir tespit geldi. O da bireysel olaylar diye baktığımız tacizin aslında ne kadar yaygın olduğu...
◊ Yazar Aylin Balboa diyor ki: "Adım kadar emin olduğum bir şey varsa, bu coğrafyada tacize uğramamış tek bir kadın yoktur. Tecavüze uğramadıysak şanslı sayarız kendimizi. Bütün o maruz kaldıklarımızı, ufak tefek pürüzler sayıp yaşamaya devam ederiz..."
◊ Müzisyen Melek Mosso diyor ki: "Herkesin bunu en az bir kere yaşamış olduğunu görmek mide bulandırıcı. Üç kere bu durumla karşılaştım. Korku ve suçlanacağım duygusuyla kimseyle paylaşmadım. Hâlâ seslendiremiyor ve isim veremiyorum..."
Yaklaşık 1 haftadır tacizle yatıp tacizle kalkıyoruz.
İddialar, ifşalar, özürler, kovulmalar ve proje iptalleriyle dolu bir gündem.
Tartışma çoğunlukla ünlü erkekler üzerinden yürüyor. Fakat olayı ünlü isimler listesinden tartışmanın şöyle bir sakat yanı var; olayı magazinleştiriyoruz ve sanki kişisel bir şeymiş gibi algılıyoruz:
◊ "Aa filanca da tacizci çıkmış..."
◊ "Ay yok inanmam, hiç de öyle biri değil o..."
Oysa bu, buzdağının sadece görünen kısmı.
Mesele, en tepeden başlayarak dalga dalga aşağı doğru yayılıyor.
Zaten tacize uğradıklarını açıklayan/açıklayabilen kadınların çoğu da bunu ya kendini savunamayacak kadar gençken ya da işinde sesini çıkaramayacak kadar toyken yaşadıklarını anlatıyor.
"Tacize uğramayan kadın yok" derken, nüfusun yarısından bahsediyoruz yahu! Bir toplum düşünün ki her iki kişiden biri böyle bir travmayla yaşıyor.
Bu insanlar sonra kendileri de büyüyüp çocuk yetiştiriyor. Kuşaktan kuşağa aktarılan sessiz bir korku filmi gibi.
Erkekler kadar kadınlar da suçlu