Güle güle kasetçi

Sosyal medyada 80'ler akımı bütün şiddetiyle sürerken "80'ler" dizisiyle geniş kitlelere mâl olmuş bir oyuncuyu, Serhat Kılıç'ı çok erken yaşta kaybettik. Dizide mahallenin bıçkın kasetçisini canlandırıyordu Kılıç.

Şimdinin gençleri bilmeyebilir: Günümüzün YouTube, Spotify gibi platformlarından önce CD'ler, ondan önce de kasetler vardı hayatımızda. Hatta albüm yapmaya "kaset çıkarmak" denirdi o yıllarda.


Eğer birinin "kasedi çıktıysa" bilin ki artık ünlü olmuş demekti. Kasetçiler yeni çıkan albümleri bangır bangır çalar, kemen kasedi daha çok çalınıyor ve sokakları inletiyorsa, dönemin tıklanma rekorları gibiydi.
Bu işte başı da İstiklal Caddesi kasetçileri çekerdi. Yeni çıkan kasetleri de sosyal medyadan falan değil, bu şekilde öğrenir, böylece haberdar olurduk.
Ama seyyar kasetçiler de vardı sokak sokak gezen. Hatta Tarık Akan'ın bir sokak kasetçisini canlandırdığı "Herhangi Bir Kadın" adlı film çekmişti.
Dönemin en havalı teknolojisi iki kasedi aynı anda çalabilen "teyplerdi".
Çünkü bir kasetten diğerine aktarım yapabilirdiniz. Bu kasetleri ev dışında dinlemek isteyenler için kulaklıklı "walkman"lerimiz vardı.
Walkman'lerin pilleri çabuk bittiği için, kaset bittiğinde başa sarmak için makara gözüne kalem sokar, elle çevirirdik.
En sevdiğiniz şarkıların listesini kasetçiye verir, hepsini tek bir kasette toplamasını isterdik. Kasetçinin arşivine ve iş yoğunluğuna göre bazen aynı gün, bazen de günler sonra alırdık siparişimizi.
Tıpkı Spotify listesi gibi prestijli bir şeydi özel olarak doldurttuğunuz bu kasetler. Birinin seçtiği şarkılar çok mu güzel Yemek sipariş eder gibi, "Aynısından biz de istiyoruz" derdik. Bunların kısmı yerli, bir kısmı yabancı, bir kısmı da yerli-yabancı karışık kasetlerdi.
Uzakta olan bir sevdiğimiz varsa, kendi sesimizle şarkı söyleyip, kasede kaydedip, ona yollardık. Eğer yeni kasetse (yani hiç kullanılmamış sıfır bir kasetse), ses daha net ve güzel olurdu. Aynı kasedin üstüne kaç kere kayıt yapılmışsa ses kaydı o kadar boğuk ve cızırtılı olurdu.
Binlerce şarkıya, türküye öyle tek bir tuşla erişilemezdi bugünkü gibi. Hemen herkesin evinde aynı kütüphaneye benzeyen kaset dolapları olurdu. Onları şarkıcısına, müzik türlerine göre sınıflandırırdık o dolapların içinde.
Kasedin kendisi kadar plastik kutusu da çok önemliydi. Yoksa üst üste dizmek zor olurdu; dengede dursun diye bir ters, bir düz koyardık kasetleri birbirinin üzerine. Bu plastik kutular çok dandikti. Hemen dişleri kırılıverirdi.
Değerli oyuncu Serhat Kılıç'ın kaybı, beni 80'li yıllara ve o "kaset kültürüne" geri götürdü.
Unuttuğum bir şey varsa yazın lütfen. Zamane gençlerine güzel bir not olsun geçmiş zamandan.

Haberin Devamı

Mustafa'nın "nasibi"

Haberin Devamı