Emperyallerin en mütevazısı

Yılbaşını bahane edip ne zamandır aklımdaki Portekiz'e geldim. İngiliz, Fransız, İspanyol gibi sömürge imparatorluklarının başkentlerinin yanında Lizbon için en "cuk" sıfat: Alçakgönüllü.

◊ Paris'i, Londra'yı, Madrid'i falan düşününce Lizbon herhangi bir Balkan ya da Kafkas ülkesinin başkenti gibi.
Gösterişli yapılar, devasa anıtlar, havaalanı gibi bulvarlar, insanı küçülten meydanlar, muhteşem ibadethaneler yok.
Elbette kilise, katedral falan var ama İstanbul'dakiler bile daha görkemli.
◊ Emperyal bir güç olan, hatta emperyallerin ilki olan Portekiz'in başkenti bu anlamda diğerlerinden ayrılıyor.
Şeritler, bina katları, geçitler, kaldırımlar, parklar ancak olması gerektiği kadar. Bir milim fazlası yok.
Şehrin bu mütevazılığı insanlarına da sinmiş sanki. Kılık-kıyafetler, haller, tavırlar, hep mütevazı.
◊ Zaten çok varlıklı bir ahali olmadığını hemen anlıyorsunuz. "Nereye harcıyorsunuz o kişi başı 50 bin doları" diye sorasınız geliyor tabii. Üstelik memleketleri çok pahalı da değil. Yahut artık İstanbul'un yanında bize her yer "makul" geliyor.
Şehir, İstanbul'un kız kardeşi gibi. Adım başı yokuşlar, karşılıklı sahiller, aralarında köprüler, tramvaylar ve hatta bakkallar. Bizde bakkal düşüşte ama Portekiz'de "mini mercado" adıyla dimdik ayakta.
Elma da var, deterjan da, gazoz da.
Lizbon sadece İstanbul'a benzemekle kalmıyor; sokaklarında, caddelerinde yürürken kendinizi spesifik olarak Karaköy-Asmalımescit-Galata üçgeninde hissediyorsunuz. Yer yer daha bakımlı, yer yer daha bakımsız.

Haberin Devamı


◊ Ne tuhaf değil mi Biz Avrupa kıtasının en doğusundayız, onlar en batısında. Ama tipler, bakışlar, vurgular öyle benziyor ki Portekizce size aşırı Türkçe gibi geliyor. Ha deseniz onlar konuşurken lafa dalacaksınız.
Ama bizden çok daha fazla ş ve j geçiyor. Ya da her ikisi birden...

Apartman büyüklüğünde dalgalar