Anadolu topraklarının Malazgirt Meydan savaşı ile önce Selçuklu daha sonra Osmanlı devleti tarafından milletimize vatan olmasından bu yana geçen bin senedir, Müslüman kimliğimiz taşa kazınan bir yazı gibi silinmez bir damga oldu.
İslâm dininin bayrağını üç kıtada dalgalandıran ecdadımız, kendi dinlerinin icaplarını önce kendileri yaşadılar. Başta beş vakit namaz olarak, İslâm'ın diğer şartlarını şahsî hayatlarında yerine getirip, başka milletlere de örnek oldular. Özellikle, İslâm'ın adalet ve kul haklarını gözeterek, diğer din mensuplarına kendi dinlerinin icaplarını serbestçe yaşama hakkı tanımaları, Hristiyanları ve Yahudîleri de çok memnun etti. Farklı mezheplerin Hıristiyan dünyasında birbirlerine hayat hakkı tanımamaları, Ortodoks Hristiyanlara "Kardinal şapkası görmektense, Müslüman sarığı görmeyi tercih ederiz" sözünü söyletti.
Doğru İslâm'ı ve İslâm'a lâyık doğruluğu yaşamak noktasında, başka din mensuplarından önce, kendi din kardeşlerimize örnek olmak durumundayız. ünkü cumhuriyet tarihi boyunca din aleyhinde yapılan birçok uygulamalardan dolayı, milletçe dinimize ve manevî değerlerimize bir hayli yabancı kaldık. 1950 öncesi okullardan din derslerinin kaldırılması ise, yeni yetişen nesillerin dinden uzaklaşmasına sebep oldu. Materyalist bir yaklaşım ve maneviyatı yok sayma girişimleri, Darwin Teorisi gibi yaratılışı inkâr eden öğretiler, genç nesilleri hepten din dışı bir anlayışa sürükledi.
Ahirzaman şartlarında bin cihetten günahların insanların etrafını sardığı ve ahireti yok sayarak taparcasına dünya hayatına bağlanılması, ekser insanların iman ve ibadetten uzak bir yaşantıyı sevmelerine sebep oldu. Halbuki, Bediüzzaman Hazretlerinin ifade ettiği gibi: "Bu dünya ebedî olarak kalmak için yaratılmış bir menzil değildir. Ancak, Cenab-ı Hakkın ebedî ve sermedî (sonsuz) olan Dârü's-Selâm menziline davetlisi olan mahlûkatın içtimaları için bir han ve bir bekleme salonudur." (Mesnevî-i Nuriye) Hakikat bu olduğu halde, çoğu insanlar bu dünyada ebedî olarak kalacakmış gibi bir hisle, ibadetten ve özellikle namazdan uzak bir hayatı yaşayarak gidiyorlar. Böyle bir hayatın akıbetini ise, düşünmek bile istemiyorlar.
Diyanet İşleri Başkanlığının yaptırdığı bir ankete göre, Müslüman olan ülkemizde düzenli beş vakit namaz kılanların oranı yüzde on beş seviyesinde olması, gerçekten şuurlu mü'minleri düşündürmesi gereken acı bir durumdur. İmam-Hatip okulları ve İlâhiyat fakültelerinde bile durumun bu merkezde olması, mutlaka bir çözüm bulunmasını gerektiren çok ciddi bir meseledir.

4