Bu dünyaya Allah'ı tanımak, iman ederek ibadet etmek için gönderilen insanların büyük ekseriyeti ne yazık ki, bu vazifeden habersiz olarak hayatlarını devam ettiriyorlar.
Mü'min ve Müslüman olanların çoğu da, hem Allah ve ahiret vardır diyorlar, hem de Allah ve ahiret yokmuş gibi ibadetten uzak bir hayatı tercih ediyorlar. Bu durum, gerçekten hem dünya, hem de ahiret açısından çok tehlikeli bir vaziyettir. ünkü, insan fıtratı ancak Allah'ı anmak ve ibadet etmekle huzur bulur. Ahiret hayatının saadeti ve Cennet'e gitmenin yolu da, iman ve ibadetten geçer. Bütün ibadetlerin başı ve hepsinin özeti ise, beş vakit namazda toplanmıştır. Namazın bu öneminden dolayıdır ki, Kur'ân-ı Kerîm'de doğrudan veya dolaylı olarak namaz ibadetinden bahsedilmiştir. Yaklaşık yüz yerde yalnız başına veya zekât ile birlikte zikredilmiştir. Namaz şahsî hayatın, zekât ise sosyal hayatın dengesine sebeptir. Namazsız insanlar önce kendilerine, sonra başka insanlara da zarar verebilen varlıklar haline gelebilirler. ünkü, yaratılıştan Allah'ın farz emri olan namazı terk eden bir insan, her zaman patlamaya hazır bir barut fıçısı gibidir. Ruhundaki manevî boşluk, o insanların bir kısmını âdeta birer canavar haline getirir.
Böyle insanlar, her türlü günahları serbestçe işleyip hiç de pişmanlık duymazlar. İşlenen günahlar ise, Allah ile insan arasında örülmüş utanç duvarları gibidir. Günahlar çoğaldıkça, öyle inanlar Allah'tan daha çok uzaklaşırlar. Asla affedilmeyeceğini düşünürler ve Allah'ın affından ümitlerini keserler. Halbuki, Zümer Suresi 53. ayette "De ki: Ey günahta aşırı giderek nefislerine zulmetmiş kullarım! Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Muhakkak ki Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir." Buyurmaktadır.

5