Yazar, beş vakit namazın evrendeki tüm varlıkların ibadetini bilinçli bir şekilde temsil ettiğini ve bundan vazgeçenlerin büyük bir sorumluluğu yok saydığını savunmaktadır. Bu iddiayı Kur'ân ayetleri ve peygamber örneğiyle destekleyerek, namazın sadece kişisel ihtiyaç değil evrensel bir görev olduğunu ileri sürmektedir. Ancak insanın bu kadar kozmik sorumluluk taşıması gerçekçi mi, yoksa bu yorumlama kişisel pratikleri evrensel bir yükümlülüğe dönüştürmenin bir yolu mu?
İsra Suresi 44. ayetinde Cenab-ı Hak mealen "Yedi kat gökler ve dünya ve içindeki her şey Allah'ı tesbih eder. Hiçbir şey yoktur ki Allah'ı övüp, Onu tesbih etmesin. Lâkin siz onların tesbihlerini anlayamazsınız. Allah çok halim ve çok bağışlayıcıdır." Buyurmaktadır.
Kur'ân-ı Kerîm'in en büyük ayeti olan bu izaha göre, canlı cansız, şuurlu şuursuz ne varsa her şey Allah'a lisan-ı hâl veya lisan-ı kâl ile ibadetle meşgul ve vazifelidir. Yaratılmış varlıkların en şereflisi ve en güzel bir surette yaratılan insan, elbette bütün mahlûkat adına ve onları şuurlu bir tarzda temsilen külli bir ibadetle vazifeli olması hem Allah'ın hikmeti ve hem de aklın gereğidir.
Bütün ibadet çeşitlerini içinde barındıran beş vakit namaz ise, şuurlu varlıklar olan meleklerin ibadetlerini, hem de şuursuz varlıklar olan hayvanların ve cansız varlıkların ibadet şekillerini temsil eder. Onların ayakta, rükuda ve secde halindeki vaziyetlerini, namaz kılan bir mü'min yerine getirir.
Cenab-ı Hak, Nahl Suresinin 18. ayetinde "İnsan kendisine verilen nimetleri saymaya kalksa, saymakla bitiremez." Buyurmaktadır. İşte beş vakit namaz, iki vakit ortasında birikmiş olan yekûn nimetlere karşı şükür ve hamd makamındadır. Namaz kılmayan insanlar, Allah'ın bu sayısız nimetlerine karşı çok büyük nankörlük yapmaktadırlar. Cenab-ı Hak da, muhtelif sure ve ayetlerde, insanın çok zalim ve çok nankör olduğunu haber vermektedir.
Nice insanlar "Allah'ın bizim ibadetimize ne ihtiyacı var" demekte ve namaz hususunda tembellik etmektedirler. Halbuki, Kendini Samed olarak bildiren Allah, elbette hiçbir şeye muhtaç değildir. Bu meseleye ihtiyaç açısından bakmak doğru değildir. Muhtaç olan insanın kendisidir. Bediüzzaman Hazretlerinin ifade ettiği gibi "Bir hastanın, doktorun ilâç içmesi hususunda ettiği ısrarına mukabil, hastanın 'Senin ne ihtiyacın var, bana bu kadar ısrar ediyorsun' demesi, ne kadar anlamsızdır!" İşte bu misal gibi, ibadete muhtaç olan insanın kendisidir. Zira, başta beş vakit namaz ve diğer ibadetler, manevi yaralarımıza ilâç hükmündedir. Beş vakit namazı terk eden, bütün kâinatın ibadetlerine karşı muhalefet etmekte ve onların fıtrî vazifelerini yok sayarak hukukunu çiğnemektedir. Bundan dolayı da cezayı hak etmektedir. Fakat, nice mü'minler bu yaptıkları hatanın farkına bile varmayarak, namazsız geçen bir ömür sürmektedirler. Böyle gafil mü'minleri usulünce uyandırmak da, şuurlu mü'minlere düşmektedir.

5