Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, mevcut iktidarın yorulduğunu ve ülkeyi kalkındıramayacağını savunarak genel seçim çağrısı yapıyor. Yazar, partinin kurumsal yolsuzlukları ve hukuksuzlukları eleştirdiğini, Erbakan döneminin başarısını vurgulayarak alternatif sunduğunu belirtiyor. Ancak, 1996-1997'deki dokuz aylık iktidarı referans göstermek, uzun vadeli yönetim başarısını gösterebilecek yeterli veriye dayalı mı?
Bismillâhirrahmanirrahîm!
SAADET Partisi'nin 19 Nisan günü Ankara'da yapacağı "Türkiye Divanı"nı çok önemsiyorum. Çalışma, insanlığın huzur ve barışa hasret kaldığı; insan kanı dökmenin sıradanlaştığı tarihin en büyük kırılma noktalarından birinde yapılıyor. Divana genel merkez çalışanları, YİK ve GİK üyeleri, il ve ilçelerin başkan ve yönetimleri, mahalle ve köy temsilcileri, sandık müşahitleri gibi tüm Saadetli kadrolar ve halk katılıyor.
Saadetli kadrolar, Türkiye ve insanlığa karşı sorumluluklarının gereği olarak bu divanı yapıyorlar. İşbirlikçi siyasiler elinde Türkiye'nin pasifize edildiğinin farkındalar. "İş başa düştü" anlayışıyla canla, başla, azimle çalışıyorlar. Bu toprakların "şehitlerin emaneti" olduğunun şuurundalar. Her Saadet Partisi kadrosu "emanet" şuuruyla görevinin başında!
Teröristbaşına statü kazandırarak "çözüm(!)" sağlanacağını sananlar var. Bunun için, "terörsüz Türkiye" söyleminin arkasına saklanıyorlar. Genel Başkan Mahmut Arıkan, Diyarbakır'da çözümü önerdi: "Terörsüz Türkiye" tanımı eksiktir. Türkiye'nin asıl ihtiyacı 'Yaşanabilir Türkiye' inşa etmektir. Bu sebeple kayyımlara, şafak operasyonlarına son verilmelidir." (3 Nisan 2026) Hukuk devre dışı bırakılamaz.
Ana muhalefet, kafayı "ara seçim"le bozdu. Net olmayan, tartışmalı konularla uğraşıyor. Anayasa, TBMM üyelerinin yüzde 5'i boşalırsa ara seçime gidilir, diyor. Boşalan üye sayısı 8. Saadet Partisi'nin "seçim" görüşü şöyle: "Türkiye'nin ihtiyacı genel seçimdir. İktidar yoruldu ve bu yorgunluk Türkiye'ye yansıyor. Mevcut yönetimin ülkeyi daha müreffeh noktaya taşıyacak bir hamle ihtimali görünmüyor." (2 Nisan 2026)
SORUNLAR AYNITÜRKİYE insanı, 1996-1997'deki 1 yıllık Erbakan Hoca'nın başbakanlığı döneminde, bolluk ve bereketin ne olduğunu gördü. Bugün hangi sıkıntıyı çekiyorsak, "Millî Görüş iktidarı" olmadığı içindir. AKP'nin Millî Eğitim eski bakanlarından Hüseyin Çelik, "Türkiye tipi Başkanlık Sistemi milletimizin felâketi oldu" diyor. Partili cumhurbaşkanlığı milletimizi ikiye böldü. Onun için Mahmut Arıkan, Erdoğan'a seslendi: "Ya parti genel başkanı olacaksınız ya da cumhurbaşkanı!"
Belediyelerde kayyım, rüşvet, yolsuzluk, nitelikli dolandırıcılık, gönül işi gibi iddiaların yaşanması içler acısı! Saadet lideri, "Belediye makamlarını pavyona çevirdiler" diyerek ağır konuştu: "Belediyecilik sadece kaldırım döşemek, sosyal yardım dağıtmak değildir. Belediyecilik şehrin haysiyetini korumaktır. Bu sefer, 'Rüşvet alan da, veren de mel'undur' tabelalarını sadece kapılara değil; yöneticilerin zihinlerine kazımak için geliyoruz." (8 Nisan TBMM grup kon.)
Saadet Partisi, bugün tarihinin en sorunsuz dönemlerinden birini yaşıyor. Kadrolar birbiriyle kenetlenmiş durumdadır. Bunu, önümüzdeki Pazar günü hep birlikte göreceğiz. Millî Gazete yazarı İbrahim Halil Yetim, konu hakkında, "Erbakan Hoca'nın ifadesiyle, 'Cihadın zirvesi Saadet Partisi'dir" diyerek şunları anlattı:
"Gençlik faaliyetlerinden yardım faaliyetlerine kadar tüm sivil toplum oluşumlarının en üst müracaat makamı siyasettir. Siyasi makam toparlayıcıdır. Çatıdır. Ocaktır.

5