Hudeybiye Barışı ve Strateji

Bismillâhirrahmanirrahîm!

İSLÂM tarihinin en stratejik olaylarından birinin "Hudeybiye barışı" olduğunu düşünüyorum. Rıdvan ağacının altında kurulan masada Hz. Peygamber'in Müslüman toplumun temsilcisi olarak bulunması ilk defa büyük bir "siyasi güç" olarak ortaya çıktı. "Barış" yoluyla, Bizans hükûmdarı da dahil, her ülkeye davet imkânı doğdu. Sahabenin barış yapılmasını istemediği süreçte, Allah'ın yardımıyla Rasül'ün (s.a.v.) "liderlik" gücünün belirginleştiğine şahit oluyoruz.

Hicret'ten 6 yıl sonraydı... Medine'deki Müslümanlar tevhîd akidesinin merkezi Kâbe'yi ve doğup büyüdükleri Mekke'yi çok özlemişlerdi. Mekke'ye gitmek için Hz. Peygamber'den izin istediler. Efendimiz'in (s.a.v.) de umre niyeti vardı ve 1.400 kişi olarak yola çıktılar. Ellerinde yolcu kılıcından başka bir savaş aleti yoktu.

O dönemde Medine ve Mekke arası deve yürüyüşüyle 10 günlük bir yoldu. Yolun 9 günlük kısmına ulaştıktan sonra, bir kuyunun ismiyle anılan Hudeybiye'ye geldiler. Geride 1 günlük yolları kalmıştı. Kureyşliler, Hz. Peygamber'e gelerek "barış" yapmak istediklerini bildirdiler. "Barışta hayır vardır" (Nisâ, 128) diyen bir dinin Peygamberi "barış"ın konuşulacağı bir teklifi geri çevirir miydi

Rıdvan ağacının altına "barış masası" kuruldu. Müşrikler, Müslümanları "ilk defa" bir "güç" olarak tanıyor; Allah Rasülü'nün (s.a.v.) "liderliğini" kabul ediyorlardı. Bu, Müslümanlar için siyasi bir üstünlüktü. Kureyşliler, Müslümanların ancak gelecek sene Kâbe ve Mekke'yi ziyaret etmeleri şartında ısrarlıydılar. Bu yüzden sahabe "barış" yapılmasını istemedi.

RIDVAN BEY'ATI

ALLAH Rasülü (s.a.v.), anlaşma öncesi ashabından, ölünceye kadar Kureyş'le mücadele etmek üzere, sebat edip Peygamber'den kopmayacaklarına dair bey'at (ant) aldı. İslâm tarihinde bu sözleşmeye "Rıdvan Bey'atı" denir. Müslümanların birbiriyle Allah adına kenetlenmesinden sonra Kureyşlilerle "barış anlaşması"nı görüştüler.

Anlaşma sırasında sahabeler Kâbe ve Mekke'yi ziyaret konusuna; Hz. Peygamber ise "cihanşümul İslâm daveti"ne kilitlenmişti. Bakış açılarında farklılık vardı. Hz. Peygamber, barış sonrası yapmak istediği icraatı sahabesine söyleyemiyordu. Durum müşriklerin kulağına giderse anlaşma yapmazlardı. Kureyş ise bir süreliğine de olsa İslâm davetini durdurabilmek için bu anlaşmayı yapıyordu.

Anlaşmanın bir maddesine göre Kureyş'ten bir kişi Müslümanlar tarafına geçerse iade edilecek; bir Müslüman, Kureyşliler tarafına geçerse geri verilmeyecekti. Anlaşma tamamlanınca, Süheyl oğlu Ebu Cendel (r.a.) olayı yaşandı. Müşrikler, baştan beri Ebu Cendel'in İslâm'daki kararlılığını hazmedemiyordu. Ona sık sık işkence ediyorlardı. Anlaşma sırasında onu el ve ayaklarından bağlayıp hapsettiler.

Ebu Cendel, anlaşmanın en kritik yerinde bağlarını çözüp hapsedildiği yerden kaçarak Hz. Peygamber'e geldi. Adeta, "Beni kurtar" der gibiydi. Hz. Peygamber, anlaşma gereği onun için bir şey yapamadı. Manzarayı gören Hz. Ömer (r.a.) tehevvüre kapılarak şöyle dedi: "Ya Rasülallah! Sen Allah'ın Rasülü değil misin Bizim dinimiz hak değil mi Biz bu zilleti nasıl kabul ederiz"