İsrail'e karşı savunmadan saldırıya geçme vakti

Orta Doğu'nun jeopolitik dengeleri, son dönemde kökten sarsılıyor. Uzun yıllar "savunma pozisyonu" ile hareket eden bölge aktörleri için artık yeni bir çağ başlaması gerek. Saldırı pozisyonu. Bu değişim, basit bir taktik kaymadan öte; stratejik bir paradigma değişimi olmalı. Son beş haftada yaşananlar, bu gerçeği acımasız bir netlikle ortaya koydu.

SALDIRIYA HAZIR SAVUNMAYA ÇARESİZ

İsrail, kuruluşundan itibaren "önleyici vuruş", "hızlı taarruz" ve "düşmanı kendi sahasında yok etme" doktrini üzerine inşa edildi. Ordusu, istihbaratı ve diplomasisi bu mantık etrafında şekillendi. Ancak savunma söz konusu olduğunda tablo dramatik biçimde değişiyor. Sürekli ileri gitmeye programlanmış bir yapı, uzun süreli mevzi savaşı, kuşatma veya çok cepheli bir savunmayı kaldıramıyor.

Tarih, bunu defalarca gösterdi. İsrail'in gücü, rakibinin pasif kalmasına bağlıydı. O pasiflik kalktığında, savunma kapasitesindeki derin boşluklar su yüzüne çıkıyor. Son haftalarda İran ve müttefiklerinden gelen misillemeler, Iron Dome gibi sistemlerin sınırlarını ve İsrail'in iç kırılganlığını bir kez daha gözler önüne serdi. Arad, Dimona gibi stratejik noktaların hedef alınması, Tel Aviv ve çevresinde sirenlerin sürekli çalması, bu çaresizliği somutlaştırdı.

COĞRAFYA EN BÜYÜK SİLAH

Coğrafya, sadece harita üzerinde çizgilerden ibaret değildir; stratejik derinlik, lojistik avantaj, enerji koridorları ve direniş ağlarından oluşan ezici bir üstünlüktür. Lübnan'dan Yemen'e, Irak'tan İran'a uzanan geniş bir halka, İsrail'i doğal olarak kuşatıyor. Bu coğrafya, artık bölgenin ortak mirası ve en güçlü silahı haline geliyor.

Bölge ülkeleri bu gerçeği içselleştirdiği anda, İsrail'in "savunulamaz" olduğu ortaya çıkıyor. Çünkü o, her zaman dışarıdan vurmaya alışmışken, birden içeriden ve çok yönlü kuşatıldığını fark edecek. Dağlar, çöller, denizler ve nüfus yoğunluğu, bu kez dengeleri tersine çevirme potansiyeli taşıyor.

SAVUNMA SİSTEMİ ÇÖKÜYOR

Mart 2026 itibarıyla yaşanan çatışmalar, klasik İsrail stratejisinin sınırlarını net biçimde gösterdi. İran'dan gelen balistik füze ve İHA saldırıları, Hizbullah'ın kuzeyden yoğun roket saldırıları, bölgedeki eş zamanlı hareketler... Bunlar, sadece askeri değil, aynı zamanda psikolojik ve stratejik darbelerdi.

İsrail medyası vurulan noktaları göstermemeye çalışsa da, Tel Aviv'de siren sesleri, Haifa rafinerilerindeki yangınlar, havaalanlarındaki aksamalar ve askeri kayıplar gerçeği gizleyemedi. Savunma sistemlerinin "başarılı" ilan edilmesine rağmen, stratejik tesislere isabetler ve sürekli alarm hali, İsrail'in uzun süreli birçok cepheli savaşa hazır olmadığını kanıtladı. Bu gelişmeler, "güçlü imaj" perdesinin ardındaki hazırlıksızlığı ortaya çıkardı.

PASİF SAVUNMADAN PROAKTİF SALDIRIYA

Artık "dikkatli olalım", "tepki vermeyelim", "uluslararası camia ne der" mantığı tarihe karışmalı. İsrail sadece güçten anlıyor. Kınamalar, kararlar, diplomasi masaları onun dilini konuşmuyor. Onun anladığı tek dil, sahada kurulan yeni dengedir.