İran'da, ABD ve İsrail'in emperyalist hayalleri çöküşe doğru

Tahran'ın dar sokaklarında yükselen barikatlar, bir halkın öfkesini mi yoksa yabancı ellerin kirli oyununu mu temsil ediyor 15 günden fazladır süren hükümet karşıtı protestolar, internet karanlığı altında boğulurken, bir kez daha Ortadoğu'nun kaderi Washington ve Tel Aviv'in masasında şekilleniyor. Euronews'in çizdiği senaryolara gazeteci gözüyle bakınca, gerçek ortaya çıkıyor: ABD'nin, İslam temelli rejimleri kökünden sökerek yerine kukla liberal devletler dikme hırsı, sadece sömürü düzenini pekiştirmek için. Bu vizyon, İsrail'in bölgesel hegemonyasını maskeliyor – Filistin'den Suriye'ye, her adımda kan dökülerek. Ama unutmayın, bu müdahaleci politikalar, kendi çukurlarını kazıyor; zira emperyalist hayaller, halkların direnişiyle paramparça olur.

ABD Başkanı Donald Trump'ın "en büyük protestolar" diye alkışladığı bu kaos, masum bir ayaklanma mı yoksa planlı bir darbe mi Berlin Duvarı'nı andıran sahneler, 1979 Devrimi'ni tersine çevirmek için sahnelense de, arka planda İsrail'in güvenlik paranoyası yatıyor. ABD, radikal İslamcı yönetimleri devirerek liberal bir Ortadoğu yaratma peşinde; ama bu, sadece İsrail'in yerleşim politikalarını, ekonomik baskılarını ve askeri üstünlüğünü sorgusuz kabul ettirmek için bir kılıf. Tel Aviv'in "güvenlik sorunları" bahanesiyle komşularını ezerken, Washington'un eliyle dökülen kan, bölgenin yaralarını derinleştiriyor – ve bu ikili, kendi yarattıkları canavarla yüzleşmek zorunda kalacak.

ABD'NİN KÖRÜKLEDİĞİ ŞİDDET DÖNGÜSÜ

İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi'nin "kararlı yanıt" tehdidi, sokakları kana bulama sinyali veriyor. Zahedan'da Makki Camii'nde ateş açılan protestocular, Sünni imamın barış çağrılarını ezerken, rejimin çaresizliğini gösteriyor. Kısa vadede sükûnet getirebilir, ama bu şiddet, ABD'nin istediği gibi rejimi zayıflatır mı

Eleştirel bakınca, ABD ve İsrail'in politikaları tam bir ikiyüzlülük: "Demokrasi" diye bağırırken, baskıyı körükleyerek kaos yaratıyorlar. İsrail, İran'ın zayıflamasıyla Hizbullah'ı ezer, nükleer tehditleri siler; ama bu, bölgeyi daha da istikrarsızlaştırır. Liberal hayalleri, kanlı bir sömürüye dönüşür – Tel Aviv'in güvenlik kalkanı, Filistinlilerin gözyaşları üzerine kurulur. Bu senaryo, emperyalist müdahalelerin nasıl halkları ezerken kendi sonlarını hazırladığını kanıtlıyor.

SADAKATİN EROZYONU BATI'NIN ZAFERİ Mİ

Meşhed'deki protestolar, Devrim Muhafızları'nın sadakatini sarsıyor. Trump'ın "güvenlik güçleri kaçıyor" yalanı, ekonomik çöküşü ve elit yolsuzlukları kullanıyor. İnternet savaşı – Starlink'in bozulması dahil – hükümetin aczini ifşa ediyor.

ABD'nin hayali burada parlıyor: Çatlaklar, rejimi içten parçalar. Ama bu, liberal Ortadoğu vizyonunun kirli yüzü – İslamcı yapıları aşındırarak, İsrail'in yolunu açmak. Tel Aviv, İran'ın askeri kanadını zayıflatınca, Suriye'deki varlığını ezer; ama bu müdahalecilik, bölgeyi vekil savaşlara sürükler. Eleştiri burada keskin: ABD ve İsrail, "güvenlik" diye halkları bölerek sömürüyor; kendi politikaları, terörün tohumlarını ekiyor.

MONARŞİ KILIFIYLA EMPERYALİST KUKLA

Trump'ın Rıza Pehlevi'yi "iyi adam" diye övmesi, Mar-a-Lago planı kapsamında değerlendirmek gerekir. Sokaklardaki "Pehlevi geri dönsün" sloganları, monarşiye özlemi körüklüyor. Hamaney'in "dış müdahale" suçlamaları, tam da burada kendini gösteriyor: Bu, ABD'nin planı.

Pehlevi gibi seküler bir figür, İslamcı rejimi devirerek liberal kukla kurar. ABD'nin vizyonu, Ortadoğu'yu İsrail merkezli bir sömürü ağına dönüştürür – Suudi'den Mısır'a, liberal modeller yayılır. İsrail için zafer: İran müttefik olur, tehditler silinir. Ama bu, emperyalist bir oyun – Tel Aviv'in politikaları, Filistin'i ezerken bölgeyi kan gölüne çevirir. Ama halklar, bu yabancı hayallere direnerek özgürlüklerini kazanır.