Şırnak Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Abdurrahim Alkış, bir açıklama yapmış. Açıklamasını okuyunca hayretler içinde kaldım. Haberin gerçek olup olmadığını bile düşündüm çünkü açıklamada öyle cümleler var ki 'bir üniversite rektörünün kaleminden dökülmüş olamaz' dedirtiyor insana; ancak açıklama için herhangi bir yalanlama yok yani bu açıklama yapılmış. Rektör, açıklamasında akraba atamalarının inancının gereği olduğunu savunmuş ve hatta bu atamalardan rahatsız olanların haddini bilmez ahmaklar olduklarını, fitne yaydıklarını yazmış. Şu cümleler açıklamadan alıntı: ".... görevlerine atamamdan bazı haddini bilmez ahmaklar rahatsız olmuş. Tabii bu fitneyi yayanlar inançsız oldukları için, akrabaya sahip çıkmanın, yakın çevresine destek olmanın ve güvendiğin insanları yönetici pozisyona getirip bihakkın görev yapmalarını sağlamanın bizim inancımız gereği olduğunu bilmezler. Bu fitneciler, Cuma namazlarına gitmedikleri için her Cuma günü akrabaya yardım etmenin inancımız gereği olduğunu bilemezler. Akrabalarıma ve dostlarıma yardım etmek ve onları güzel yerlere getirmek benim inancım gereğidir ve Rektörlük hakkımdır. Dirayetli bir Rektör olarak, irademle yapılan bu atamalardan rahatsız olup arkamdan dedikodu yapanları, fitne üretenleri ve üniversitemizde kurduğum bu kusursuz düzeni tartışmaya açmaya çalışanları da tek tek tespit ettim. Yakın zamanda onların da hakkında gelip bu üniversitede barındırmayacağım, göreceksiniz."
Her Cuma namazında okunan Nahl suresi 90. ayeti nepotizm ve kronizm için mesnet edinmek de ne bileyim, en azından dinin sağlamak istediği adalet ve liyakat esaslı toplum düzenini hafife almak olsa gerek. Nahl suresi 90. ayetin meali şöyle:
"Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor. (Nahl 16/90)"
Diyanet mealinde "yakınlara yardım etmek" diye çevrilen ifade "îtâ-i zîl kurbâ" ifadesi. Kurbâ, karîb yani yakın olanlar veya akrabalar diye çevrilebiliyor, îtâ ise vermek anlamında yani yakınlara vermek. Doğal olarak "neyi vermek" sorusu geliyor insanın aklına ama inanın cevap makam, mevki, mansıp vermek değil çünkü akrabaya makam, mevki, mansıp dağıtmak dinin, toplumun ayakta durması için titizlikle üzerinde durduğu adalet ve liyakat ilkelerine taban tabana zıt. Dinimiz burada akrabanın hakkının verilmesini kasteder, yakınlarla yardımlaşmanın önemine değinir ama birinin çıkıp da bunu, kendi adamlarını kayırmak için kullanmasına da onlarca başka ayetle karşı çıkar. Hiç uzağa gitmeyeceğim. Aynı ayetin başındaki emri nasıl görmezden gelebiliriz ki! "Allah, adaleti emreder." diyor ayetin başı. Tekrar, başka bir mealden aynı ayetin mealini yazayım:
"Allah; adil olmayı, güzel davranmayı ve yakınlara (haklarını) vermeyi emreder. Cinsel günahları, kötü şeyleri ve hakka tecavüzü de yasaklar. Belki doğru bilginizi kullanırsınız diye O, size öğüt verir. (Nahl 16/90)"
Her Cuma namazında bu ayeti dinleyenler, rektör gibi anlamıyorlardır inşallah çünkü öyle anlıyorlarsa gerçekten işimiz çok zor. Burada şunu da belirtmek lazım tabi. "Bir yönetici, hiçbir zaman, hiçbir akrabasına, yakınına, eşine dostuna hiçbir makam veremez." demek de mümkün değil. Bir yönetici; ayetin başındaki adil olma, adaletli davranma ilkesine uyarak yakınlarını liyakat sahibi oldukları alanlarda bazı görevlere getirebilir ama burada ölçüt o kişilerin yöneticinin akrabası, eşi dostu olması değildir, ölçüt liyakattir. Göreve getirilen kişideki liyakat, o göreve gelmesini sağlamalıdır, diğeri ise denk gelmedir.

14