İstanbul cıvıl cıvıl... Her devletten, her milletten, her renkten, her dilden, her dinden, her meşrepten insan, 8 bin 500 yıllık kadîm şehri seyreyleyip, anı biriktirmek için âdeta Şehr-i İstanbul'u göz hapsinde tutuyor... Her zerresine muftun meftun bakarak, geçmiş zaman karesindeki yerini almak için İstanbul'la poz veriyor.
Belki Mekke, Medine, Kudüs'ten sonra hiçbir şehir bu kadar sevilmedi, sevilmeyecek de... O İstanbul ki, dünyada eşi benzeri olmayan "İki Kıta Bir Şehir"... 7 Tepesinde, 7 Kandil... Her kandilde sönmeyen ilâhî bir nûr...
Allahu ekber...
Hele çifte ezanlarla İstanbul'u şen, dinleyenleri cem eyleyen bir Ayasofya-i (İlâhî Hikmet) Kebîr Câmii Şerîfi var ki, ruhlara şifâ... Kıyâmda, rükûda, secdede Rablerine teslim olanların kubbesi altında ilelebed huzur bulacağı mâbed...
Ayasofya; "Le tuftehanne'l-Kostantîniyyetü. Ve le ni'me'l-emîru emîruhâ, ve le ni'me'l-ceyşu zâlike'l-ceyş" (Konstantiniyye elbette fetholunacaktır. O'nu fetheden kumandan ne güzel kumandan, O'nu fetheden asker ne güzel askerdir) müjdesine nail olan Karaların Sultanı, Denizlerin Hakanı, İki Âlem İçin Allah'ın Gölgesi, Doğuda ve Batıda Allah'ın Yardımı, Denizlerin ve Karaların Kahramanı, Konstantin Kalesi'nin Fatihi Sultan Murad Han oğlu Ebu'l-Feth Sultan Mehmed Han ve askerlerinin emaneti... Bu Ayasofya ki; karanlık Orta Çağ'ın kapatılış, aydınlık Yeni Çağ'ın açılışının tanığı, mü'minlerin namazgâhı, kalbi, gönül ferahlığı dahası müjdeli Fethin Sembolü...
Koca Sinan'ın semaya uzanan minare ve kubbeyi taşıyan payelerle beslediği; Kazasker İzzeddin Efendi'nin Allah, Muhammed, Ebubekir, Ömer, Osman, Ali, Hasan ve Hüseyin levhalarıyla süslediği; neresine bakılsa Allah ve Muhammed lafzının gözüktüğü kadîm mâbed Ayasofya...
EZANLAR SUSACAK, BU MÂBED MÜZE OLACAK!..
481 yıldır kubbesi altına sığınana huzur dağıtan Ayasofya'ya 1 Şubat 1935'te acı bir haber geldi. Mustafa Kemal Atatürk'ün isteği, 24 Kasım 1934 tarih ve 7/1589 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı'yla; "Ezanlar susacak, bu mâbed müze olacak" denildi. Ayasofya'nın işgal yıllarında bile susmayan ezanları böylece susturuldu. Hafızamız dumura uğratıldı, kendimizi en iyi hissettiğimiz ve kötülüklerden en emin olduğumuz sığınağa kilit vuruldu. Ayasofya âmâ olunca; Filistin'in başını okşayan el çekildi, Rumeli'deki Evlâd-ı Fâtihân yetim kaldı.
Fatih'in öz malı, ilk vakfiyesi 481 yıl sonra gasp edildi. Önce secdeye gidilen halılar kaldırıldı, sonra sıvanın altına gizlenen insan figürlü mozaikler bir dönemi tekrar canlandırmak için kazındı. Kucağında çocuğu İsa'yı taşıyan Meryem Ana, Cebrail ve Mikail'i tasvir eden mozaikler geldi, fakat bütün melekler terk etti Ayasofya'yı.
"Geçici" olarak kapatılan ve müzeye çevrilen Ayasofya, Bizans Enstitüsü'nden Thomas Wittemore'nin manevi tozların tamamını bertaraf(!) etmesine rağmen, bir türlü açılmadı... Tek Parti döneminde ulu mâbedin ızdırapları daha da arttı. Yalnızlığını paylaşan, martılarla haberler salan, her seher vaktinde bûseler konduran Sultanahmet Camii kışlaya çevrildi.
İş uzadıkça uzadı!..
DEVLETLER ADL İLE YÜKSELİR, ZULM İLE YIKILIR
1970'li yıllarda Ayasofya önünde muazzam kalabalıklarla mitingler yapıldı. "Zincirler kırılsın, Ayasofya ibadete açılsın" sloganları payitahtı inletti. O dönemin en heyecanlı gençlerinden Recep Tayyip Erdoğan, Ayasofya'yı ibadete kapalı tutanlara ecdadının diliyle "one minute" diyerek haykırdı. Günler, aylar, yıllar geçtikçe Ayasofya'nın boynuna asılı "müze"lik yaftası, fetih ruhunu aldı götürdü.
Ta ki, Sürekli Vakıflar Tarihi Eserlere ve Çevreye Hizmet Derneği Başkanı İsmail Kandemir Ayasofya'nın camiden müzeye dönüştürülmesine dair 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararının iptali istemiyle Danıştay 10. Dairesi'nde dava açmasına kadar. Ayasofya'yı müzeye çeviren 24 Kasım 1934 tarih ve 7/1589 sayılı Bakanlar Kurulu kararını Danıştay 10. Dairesi 10 Temmuz'da oy birliğiyle tarihin tozlu raflarına kaldırıp; İslâm'ın şiarı, fethin sembolü kâdim mâbedin boynundaki müze yaftasını çıkarttı. Danıştay'ın kararı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imzaladığı kararname ile 86 yıllık hayal, gerçek oldu. Müslümanların 86 yıldır hayal ettiği, özlemle beklediği Ayasofya'yı ibadete açmak, esaret zincirlerini söküp atmak, "Zincirler Kırılsın, Ayasofya Açılsın" talebini her fırsatta dillendiren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a nasip oldu.
Fethin sembolü Ayasofya-i Kebîr Cami-i Şerîfi'ne sürülen 86 yıllık "kara leke"ye 24 Temmuz 2020 Cuma günü itibariyle son verildi. Çünkü Ayasofya-i Kebîr Cami-i Şerîfi ibadete açmak; Allah'a kul, Peygambere ümmet, Fatih'e hürmetti.
Ayasofya bizimdi, yeniden bizim oldu.
(Ayasofya-i Kebîr Câmi-i Şerîfi'nin 24 Temmuz'da ibadete açılmasıyla, tekrar kendisine vazife çıkaran dönemin ABD Başkanı Joe Biden, "Türk Hükümeti'nin Ayasofya'yı camiye dönüştürme kararından büyük üzüntü duydum. Cumhurbaşkanı Erdoğan'a kararından dönmesi ve bu değerli yerin müze statüsünü koruması çağrısı yapıyorum..." densizliğinde bulundu.)
24 Temmuz 2020 Cuma günü, yüzbinlerce Müslüman, koronavirüs salgınına rağmen fevc fevc Ayasofya-i (İlâhî Hikmet) Kebîr Câmii Şerîfi'ne Cuma namazı kılmak için akın etti. Tam 86 yıl sonra Ayasofya'ya parayla değil, abdestle girildi. Sadece Türkiye değil, dünya Müslümanları bu kâdim mâbede kavuşmanın sevinciyle şükür gözyaşı döküp, esaret altında inim inim inleyen mazlumlar için dua etti.
DÜNYA DURDUKÇA MÜ'MİNLERİN MÎRÂCINA EV SAHİPLİĞİ YAPACAK
Artık kimse bu ulu mâbede zincir vuramayacak, dünya durdukça mü'minlerin mîrâcına ev sahipliği yapacak... Azîz hatırası cihanşümul olacak...
Ayasofya-i Kebîr Câmii Şerîfi esaretten kurtarılıp, ibadete açıldığı günden beri her gün bayram yeri gibi... Dün ikindi vakti de öyleydi... Her ne kadar Bilim Heyeti ve Koruma Kurulu tarafından alınan kararla, Vakıflar Genel Müdürlüğü yönetiminde 2023 yılında başlayan 2'nci etap restorasyon çalışmaları aralıksız sürse de, Ayasofya-i Kebîr Câmii Şerîfi'nin kubbesinin altı Kâbe gibi... Ulu mâbed, dünyanın her yerinden gelenlerle dolup taşıyor...
Şükürler, besmeleler, şükürler, hamdeleler, selveleleler eşliğinde, "Yâ Rab bizleri Kur'an'sız, ezansız, vatansız, bayraksız bırakma..." duası edenlerin arasında özel birisi vardı... Resmî Gazete'de yayımlanan 11 Şubat 2026 tarih ve 33165 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararı ile İçişleri Bakanlığı'na atanan Kur'an hâdimi, hafız Mustafa Çiftçi... Atamaların ardından CHP jakobenizminin fedailerinin Adalet Bakanı Akın Gürlek'i ablukaya alıp, yemin merasimini provoke etme eylemi üzerine, İçişleri Bakan Yardımcılığına getirilen İmam Hatipli Kübra Güran Yiğitbaşı hanımefendiye atfen "Bu hanıma haddini bildiriniz!.." başlığı altında bir yazı kaleme almış, sayın Çiftçi ilgili tasarrufumu "ya nasîb"e bırakmıştım...
Kısmet bugüneymiş...
Bir ikindi vaktinde...
Ayasofya-i Kebîr Câmii Şerîfi'nin kubbesi altında...
Aynı safta namaz kılmak varmış...
YILLAR ÖNCESİNE GÖTÜREN ANI...
Nereden nereye!... Bu toprakların aslî evlatları, yıllar yılı ne kadar çok "

36