Çiçekler kana bulandı...

İsrail'in İran'daki okul bombardımanını "çim biçme stratejisi" olarak niteleyen yazar, baharın yeniden dirilişini anlatırken, insanlık ölüyor derken, hangi taraftaki ölümleri sayıyor?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, 28 Şubat'tan başlayıp Nevruz'a uzanan poetik bir anlatımla, İsrail ve ABD'nin Ortadoğu'daki saldırılarını lanetlediği iddiasını ortaya koyuyor. Masumların katledilişine karşı doğanın yenilenmesini ve baharın işaret ettiği yaşamı, insan barbarlığına karşı ilahi düzenin affı olarak sunuyor. Peki, kâinat yenilenmesi, insanın yaptığı seçimleri silip temizler mi?

28 Şubat'ın ayazını iliklerimize kadar hissederken... Baharın müjdecisi cemreler havaya, suya ve toprağa düşerken Yemen'in, Sudan'ın, Doğu Türkistan'ın, Suriye'nin, Lübnan'ın, Filistin'in, Gazze'nin, Mescid-i Aksa'nın feryatlarına bir feryat daha eklendi...

"Büyük Şeytan" ABD ve Arz-ı Mev'ûd (Vadedilmiş Topraklar) hezeyanı ile Orta Doğu'yu Cehennem'e çeviren Siyonist İsrail, ilk hedef olarak İran'ın güneyindeki Minab kasabasında, İran Devrim Muhafızları Üssü'nün yakınlarındaki Şecere-i Tayyibe İlkokulu'nu bombalayarak 168 çocuğu tıpkı Gazze'de olduğu gibi "çim biçme" stratejisiyle (ileride tehdit olmalarını engellemek için) arş-ı âlâyı titreten çığlıklar arasında katletti... Şükür ve baharın müjdecisi Nevruz Bayramı'nı göremeden daha filizlenmeye yeni durmuş masumiyetin simgesi çocukları, körpecik bedenleri paramparça ederek hayattan kopardı... 7 Ekim 2023'ten beri katledilen 40 binden fazla Filistin güllerine, İran'ın çiçekleri de katıldı...

Gökte şimşek gibi çakan, yağmur gibi yağan füzelerin tahrip ettiği yeryüzüne bütün kötülüklere rağmen Allah'ın sonsuz nimetlerinin müjdecisi bahar geldi.

Hoş geldin bahar...

***

Dünyanın en görkemli beyaz gelinliği kapladığı bütün doğanın üzerinden sıyrılarak, aheste aheste toprağın altına dürülüyor. Yerini bir kez daha bahara devrediyor.

"Gizli bir el" yine kâinat sahnesini süslüyor; papatyaların, erguvanların, eriklerin tomurcuklarını patlatıyor. Hava, su ve toprak cemre kokuyor. Yağmur çiseliyor her şeyin üzerine; ölüm uykusundan henüz uyanmışları tabiatın göz alıcı renkleriyle cilalıyor.

Mavi göğün yerini karanlık bulutlar, parlayan ve ısıtan güneşin yerini ağlayan yağmurlar alıyor. Mutluluk ve hüzün durmaksızın yer değiştiriyor. Bir melâllik üfleniyor hazırlıksız ruhlara. Sancısı fasıla fasıla, fakat doğum sancısı değil; hançer gibi saplanıyor. Dildârı lâl, lâlı teslimiyete mihmandar kılıyor.

Festival başlıyor; tezgâhlar şenleniyor... Cemreler düşüyor, soğuklar kırılıyor, fırtınalar duruluyor, sular vadilere akıyor, kırlangıç ve telli turnalar kanat çırpıyor, güneş tepeden bakıyor, nevruz ateşleri yanıyor, böcekler emekliyor, ağaçlar dal sürüyor, çiçekler açıyor.

Anadan üryan nebâtât, "kün" emrini duyunca yavaş yavaş giyiniyor davetkâr elbisesini. Sarkıtıyor dallarını bütün canlılar koklasın, doysun ve olsun diye.

Tabiat canlanıyor, insanlık ölüyor hoyratlık ikliminde. Kaprisler, sürprizler, kaoslar ve çelişkiler mucizeleri perdeliyor. Teslimiyet elbisesini giyinenler müstesna.

Bunlar da kâinatın sahibinin düzeni. O, öyle arzulamış; düzeni ve düzensizliği bir arada yaratmış. Aya, güneşe, semaya ve nebâtâta değişmez emirleriyle hükmederken, insanı üstün kılmak için bir fırsat vermiş. Ruhuna bir cüzi irade, önüne doğru ve eğrilerle dolu bir sermaye koymuş. "Size bağışladıklarımla beni şaşırtın, kudretimi kanıtlayın..." demiş.

Âdem ile Havva'nın çocukları, "kâlû belâ"dan beri iyilikleriyle de, kötülükleriyle de "yoktan var eden"i şaşırtıyor!.. Yaradanın, en büyük hediyesi "