Türkiyemizin üç tarafı denizlerle çevrili, her parçasında gurbetçisi olan bir ülke; ama hâlâ iki bakanlıktan yoksun.
Karadeniz'in bereketli sularında av sezonunun açılmasına kısa bir süre kala, Sinoplu balıkçılar hummalı bir hazırlık sürecine girdi. 15 Nisan'da başlayan av yasağı nedeniyle limanda bekleyen tekneler, 1 Eylül itibarıyla yeniden denize açılacak. Sinop Limanı'nda sabahın erken saatlerinden itibaren çalışan balıkçılar, teknelerinin bakım ve onarım işlerini tamamlamaya çalışıyor. Balık ağları tek tek elden geçiriliyor, makineler kontrol ediliyor. Sezonun bereketli geçmesini umut eden balıkçılar, "vira bismillah" diyerek yeni sezonun ilk seferine çıkmaya hazırlanıyor.
Bunu Milli Gazete'de okuduğum bir haberden öğrendim. Bu konudaki düşüncelerimi sizlerle paylaşmak için bugün masamın başına geçtim. Zira bu mesele, sürekli gündem yaptığım bir konuyla doğrudan bağlantılı. Ayrıca Sinoplu olmamın da bunda büyük etkisi var.
Denizlerle çevrili bir ülkeyiz. Üç tarafımız denizlerle kaplı, stratejik boğazlara sahibiz. Balıkçılıktan taşımacılığa, turizmden güvenliğe kadar onlarca konuda denizlerimizin önemi tartışılmaz. Fakat ne hikmetse hâlâ bir Denizcilik Bakanlığımız yok.
Balıkçılarımızın barınaklarının durumu hiç iç açıcı değil. Çoğu yerde altyapı eksik, bakım yetersiz, düzenleme yok. Oysa tek elden planlanacak bir Denizcilik Bakanlığı sayesinde barınaklardan taşımacılığa kadar bütün sorunlar düzene girebilir. Balıkçının sesi duyulmalı, deniz taşımacılığının önü açılmalı, sahil güvenliği güçlendirilmeli, deniz turizmi planlı şekilde yönetilmeli. Bunların hepsi başlı başına bir bakanlığı hak edecek kadar hayati konulardır.
Bir Diğer Eksiklik: Yurtdışı Türkler Bakanlığı
Türkiye'nin yalnızca üç tarafı denizlerle çevrili değil. Bir de dünyanın dört bir tarafına dağılmış milyonlarca gurbetçimiz var. Almanya'dan Avustralya'ya, Kanada'dan Körfez ülkelerine kadar 10 milyonu aşkın vatandaşımız yurtdışında yaşıyor.
Onların sorunları, beklentileri, Türkiye ile olan bağlarının güçlendirilmesi de en az denizler kadar stratejik öneme sahip. Ama işte burada da aynı manzarayla karşılaşıyoruz: Ne hikmetse bir Yurtdışı Türkler Bakanlığı da yok.
Seçim zamanı gurbetçiye methiyeler düzüyor, "başımızın tacısınız" deniliyor. Ama günlük hayatta en basit meselelerde bile gurbetçi yalnız bırakılıyor. Telefon kayıt harcı, araç kullanma sorunları, emeklilik meseleleri, konsolosluklardaki yetersizlikler… Bütün bunlar dağınık kurumların insafına bırakılmış durumda.
İki Bakanlık, Bir İhtiyaç
Aslında mesele çok basit: Eğer bu ülke denizlerle çevriliyse bir Denizcilik Bakanlığı şarttır. Eğer bu ülkenin dört bir yanında gurbetçisi varsa, bir Yurtdışı Türkler Bakanlığı da şarttır.
Türkiye'nin potansiyelini büyütecek, sorunlarını çözecek, insanına değer katacak adımlar atılmak isteniyorsa önce bu eksikliklerin giderilmesi gerekir. Aksi halde ne balıkçının çilesi biter, ne de gurbetçinin.