Geçtiğimiz günlerde bir gazetede Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yatırımcılara yaptığı çağrıyı okudum:
"Türkiye'ye gelin, büyüme hikâyemizin parçası olun."
Elbette bir ülkenin yatırım istemesi normaldir.
Buna kimsenin itirazı olmaz.
Ancak haberi okurken aklıma başka bir soru geldi:
Bu çağrı kime yapılıyor
Yıllardır Avrupa'da yaşayan, alın teriyle çalışan, Türkiye'ye milyarlarca euro döviz gönderen, memleketine yatırım yapan, yaz tatilini Türkiye'de geçiren gurbetçilere mi
Yoksa büyük sermaye sahiplerine mi
Çünkü seçim dönemlerinde gurbetçilerin kapısını çalmayı herkes çok iyi biliyor.
Oy zamanı geldiğinde gurbetçiler çok kıymetli oluyor.
Miting meydanlarında övülüyorlar.
Türkiye'nin gücü oldukları söyleniyor.
Ama seçimler bitince verilen sözlerin büyük bölümü unutuluyor.
2023 seçimlerinden önce yurtdışında yaşayan milyonlarca vatandaşımıza önemli vaatler verildi.
Yıllardır beklenen Yurtdışı Seçim Bölgesi yeniden gündeme getirildi.
Avrupa'da yaşayan vatandaşların doğrudan temsil edileceği söylendi.
Yurtdışı Türkler Bakanlığı benzeri kurumsal yapılar konuşuldu.
Gurbetçilerin sorunlarının daha güçlü şekilde takip edileceği ifade edildi.
Peki aradan geçen yıllarda ne oldu
Ne Yurtdışı Seçim Bölgesi kuruldu.
Ne gurbetçilerin doğrudan temsili sağlandı.
Ne de beklenen kurumsal adımlar atıldı.
Verilen sözler yine seçim meydanlarında kaldı.
Fakat burada beni asıl düşündüren başka bir konu var.
Bugün Avrupa'da üçüncü ve dördüncü nesil Türk gençleri büyüyor.
Bu gençler bizim geleceğimizdir.
Onlar bizim Avrupa'daki en büyük gücümüzdür.
Fakat her geçen yıl Türkiye ile bağları biraz daha zayıflıyor.
Aidiyet duyguları aşınıyor.
Oysa yapılması gereken tam tersidir.
Bu gençleri Türkiye'ye daha güçlü bağlamak gerekir.
Çifte vatandaşlığın önü açılmalıdır.
Gençlerimize "siz bu milletin ayrılmaz bir parçasısınız" mesajı verilmelidir.
Yıllardır bunun mücadelesini verenlerden biri de Saadet Partisi olmuştur.
Saadet Partisi Milletvekili Mustafa Kaya tarafından TBMM'ye verilen teklifler bunun en somut örneklerinden biridir.
Özellikle yurtdışı bedelli askerlik ücretinin makul seviyelere çekilmesi ve gençlerin Türkiye ile bağlarının korunması yönündeki teklifler dikkat çekiciydi.
Ben de yıllardır aynı şeyi söylüyorum:
Alman vatandaşlığını alan gençlerimizin Türk vatandaşlığını koruyabilmelerinin önü açılmalıdır.
Bedelli askerlik ücreti sembolik seviyelere, örneğin 1000 Euro seviyesine indirilmelidir.
Çünkü mesele para toplamak değil, gençleri Türkiye'den koparmamaktır.
Fakat ne yazık ki bunun tam tersini gördük.
Bu teklifler yıllardır raflardan indirilmiyor.
Üstelik bedelli askerlik ücreti yaklaşık 8 bin Euro seviyelerine çıkarılıyor.
Bir taraftan "Türkiye'ye gelin" çağrısı yapılıyor.
Diğer taraftan Avrupa'daki gençlerin Türkiye ile bağlarını güçlendirecek adımlar atılmıyor.
İşte bu noktada insan ister istemez düşünüyor.

16