Ticaret Bakanı Ömer Bolat'a açık çağrı: 90 gün engeli ve TIR kuyrukları ne zaman bitecek
Sayın Ticaret Bakanı Ömer Bolat!
Bugün doğrudan size seslenmek istiyorum.
Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ticaretin önemli bir bölümünü sırtında taşıyan Türk TIR şoförleri, hem Schengen bölgesindeki 180 gün içerisinde 90 gün kalış sınırlaması hem de sınır kapılarında günlerce süren bekleyişler nedeniyle ciddi mağduriyetler yaşıyor.
31 Ekim 2026 tarihli gazetelere baktığımda karşıma çıkan haberler, yaşanan mağduriyetin boyutunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Kapıkule, Hamzabeyli ve İpsala sınır kapılarında uzun TIR kuyrukları oluşuyor, şoförler yaşadıkları mağduriyetlere karşı protesto gösterileri düzenliyor. Avrupa'da 90 günlük kalış süresini dolduran sürücüler sınır kapılarından geri çevrilirken, bazı ülkelerde gözaltına alınma ve sınır dışı edilme iddiaları da gündeme geliyor.
Sayın Bakan, bu insanlar turist değil, Türkiye'nin ihracat yükünü taşıyan emekçilerdir!
Bir TIR şoförü yükünü alıyor, Avrupa'ya gidiyor, günlerce yükleme ve boşaltma bekliyor, dinlenme sürelerine uymak zorunda kalıyor. Bir sefer bazen 15 günü buluyor. Birkaç seferin ardından 90 günlük kalış hakkı tükeniyor.
Üstelik sınır kapılarında günlerce beklemek zorunda kalan şoförlerimizin kaybettiği zaman da bu mağduriyeti daha da ağırlaştırıyor.
Sonra ne oluyor
Şoför çalışamaz hâle geliyor, taşımacılık aksıyor, ihracatçı zor durumda kalıyor, Türkiye'nin dış ticareti zarar görüyor.
Sayın Bakan, bu sorunlar yeni değil!
Türk TIR şoförlerinin 90 gün kalış sınırlaması ve sınır kapılarında günlerce süren bekleyişleri nedeniyle yaşadıkları mağduriyetleri, daha önce kaleme aldığım birçok köşe yazısında gündeme taşıdım. Sorunları yalnızca dile getirmekle kalmadım, çözüm önerilerini de kamuoyuyla paylaştım.
30 Mart 2026 tarihinde "Sıla yolu çilesine artık kalıcı çözüm şart!" başlığıyla sınır kapılarındaki sorunlara dikkat çektim.
16 Nisan 2026 tarihinde "Sıla yolu çilesi artık çözülmelidir: niş sıla kulesi bir ihtiyaç değil, zorunluluktur" başlıklı yazıda somut çözüm önerileri ortaya koydum.
20 Nisan 2026 tarihinde "Belgrad'dan Niş'e: Sıla Yolunda Yalnız Olmadığımızı Hissettiren Duraklar", "Münih'ten Sofya'ya Uzanan Yol: Sadece Bir Yolculuk Değil Bir Sorumluluk" ve "Kapıkule'de Sıla Yolunun Yorgunluğu, Bir Sevdayla Tebessüme Dönüştü" başlıklı yazılarla güzergâhta yaşanan sıkıntıları kamuoyunun dikkatine sundum.
29 Ekim 2026 tarihinde ise "dünya liderliği söylemleri sınır kapısındaki şoförün sorununu çözmüyor" başlığıyla sınır kapılarındaki bekleyişlerin ve çözülemeyen sorunların siyasi sorumluluğunu bir kez daha gündeme getirdim.
Bunlar yalnızca masa başında dile getirilen meseleler değildir.
Nisan ayında Saadet Avrupa heyeti olarak Almanya'dan başlayarak Avusturya, Macaristan, Sırbistan ve Bulgaristan üzerinden Türkiye'ye uzanan Sıla Yolu güzergâhında saha çalışması gerçekleştirdik.
Güzergâhtaki büyükelçilerimiz ve konsolosluk yetkililerimizle görüştük. Sınır kapılarındaki sorunları, TIR kuyruklarını, taşımacılığın karşılaştığı güçlükleri ve vatandaşlarımızın yaşadığı mağduriyetleri yerinde inceledik.
Hazırladığımız raporda sınır kapılarındaki peron sayılarının artırılmasını, TIR taşımacılığında Ro-Ro ve araçlı tren gibi alternatiflerin geliştirilmesini, Niş'te Sıla Kulesi kurulmasını ve güzergâh boyunca koordinasyonun güçlendirilmesini önerdik.
Bugün yaşanan 90 gün sorunu ise bütün bu problemlerin üzerine ayrı bir yük bindiriyor.
Ne zaman Türk TIR şoförlerimizin sınır kapılarında günlerce beklediğine, Sıla Yolu'nda vatandaşlarımızın yaşadığı mağduriyetlere ilişkin bir haber okusam, inanın başka hiçbir konuda yazı yazmak içimden gelmiyor.
Bir düşünün!
Yaklaşık 230 milyar dolarlık ticaret hacmine sahip Türkiye-Avrupa Birliği ticaretinden söz ediyoruz. Böylesine büyük bir ekonomik ilişkinin önemli bir bölümünü taşıyan şoförlerimiz sınır kapılarında günlerce bekliyor, 90 gün sınırlaması nedeniyle mesleklerini yapamaz hâle geliyor.
Avrupa'dan Türkiye'ye izne giden vatandaşlarımız ise her yıl aynı sınır kapılarında benzer sıkıntılarla karşılaşıyor.
Bu mesele benim için artık yalnızca bir köşe yazısı konusu değil, takipçisi olduğum bir sorumluluktur.
Buradan açıkça ifade ediyorum:
Türk TIR şoförlerimizin 90 gün mağduriyeti, sınır kapılarındaki günlerce süren bekleyişler ve Sıla Yolu'nda yaşanan sorunlar kalıcı olarak çözülünceye kadar bu konuyu gündemimden düşürmeyeceğim.
Her fırsatta, her platformda, her zeminde bu sorunları dile getirmeye, yetkililere hatırlatmaya ve çözüm önerilerimi paylaşmaya devam edeceğim.
Çünkü mesele yalnızca yolların, sınır kapılarının veya gümrüklerin meselesi değildir. Mesele, insanımızın emeğine, zamanına ve alın terine verilen değerdir.
Sayın Ömer Bolat!
Yüz milyarlarca dolarlık ticaretten söz ediyoruz.
Peki, bu ticareti gerçekleştiren şoförlerimizin çalışma şartlarına uygun bir vize ve kalış düzenlemesi neden hâlâ sağlanamıyor
Avrupa Birliği ile milyarlarca dolarlık ticaret yapabiliyoruz ama bu malları taşıyan şoförlerimizin 90 gün sorununa kalıcı çözüm bulamıyoruz.
Bu nasıl bir ticaret diplomasisidir
Elbette Schengen kurallarını Türkiye tek başına değiştiremez. Ancak Türkiye'nin Avrupa Birliği ile bu büyüklükte ticaret yaptığı bir ortamda, profesyonel TIR şoförlerinin turistlerle aynı kalış sınırlamasına tabi tutulması ciddi biçimde müzakere edilmesi gereken bir meseledir.
Sayın Bakan, yapılan diplomatik görüşmeleri elbette önemsiyoruz. Ancak bu görüşmelerin şoförlerimizin günlük hayatına ve çalışma şartlarına ne zaman somut olarak yansıyacağını da bilmek istiyoruz.
Türk TIR şoförlerinin 90 gün sınırlamasından muaf tutulması veya profesyonel taşımacılığa uygun özel bir düzenleme yapılması için Avrupa Komisyonu nezdinde hangi somut girişimler yürütülüyor
Avrupa ülkeleriyle yapılan görüşmelerde bu mesele hangi öncelikle ele alınıyor
Sınır kapılarında bekleyen TIR'ların ülke ekonomisine, ihracatçımıza ve taşımacılık sektörümüze verdiği zarar hesaplanıyor mu
Bir TIR'ın sınır kapısında günlerce beklemesinin yakıt, personel, teslimat ve işletme maliyetleri üzerindeki etkisi konusunda Bakanlığınızın elinde nasıl bir çalışma bulunuyor
Bu soruların cevaplarının kamuoyuyla paylaşılmasının hem şoförlerimizin hem de ihracatçılarımızın geleceğe daha güvenle bakabilmesi açısından önemli olduğuna inanıyorum.
Üstelik mesele yalnızca TIR şoförlerinin vize sorunu değildir.
Sınır kapılarında yetersiz peron kapasitesi, uzun bekleme süreleri, gümrük işlemlerindeki gecikmeler ve alternatif taşımacılık imkânlarının yeterince geliştirilememesi de yıllardır çözüm bekliyor.
Bir şoförün günlerce sınır kapısında beklemesi yalnızca kendisinin değil, taşıdığı yükü bekleyen işletmenin, ihracatçının ve ülke ekonomisinin de zaman kaybetmesi anlamına geliyor.
Bu nedenle sınır kapılarındaki peron sayılarının artırılması, karşı ülkelerle gümrük işlemlerinin hızlandırılması ve Ro-Ro ile demiryolu taşımacılığının daha etkin hâle getirilmesi konusunda hangi çalışmaların yürütüldüğünü de öğrenmek istiyoruz.
Ticaret Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı'nın bu meseleleri birbirinden bağımsız değil, ortak bir uluslararası taşımacılık politikası çerçevesinde ele almasının gerekli olduğunu düşünüyorum.
Ancak burada yıllardır dile getirdiğimiz iki önemli öneriyi de yeniden hatırlatmak istiyorum: Yurt Dışı Türkler Bakanlığı'nın kurulması ve yurt dışı seçim bölgelerinin oluşturulması.
Avrupa'da yaşayan milyonlarca vatandaşımızın sorunları bugün farklı bakanlıkların ve kurumların sorumluluk alanlarına dağılıyor. Sıla Yolu'ndaki sorunlar bir bakanlığı, gümrükler başka bir bakanlığı, konsolosluk hizmetleri başka bir kurumu ilgilendiriyor. Sonuçta vatandaşımız hangi kapıyı çalacağını şaşırıyor.

2