Terörsüz Türkiye bahane oyunlara figüran olma şahane

Terörsüz türkiye bahane, oyunlara figüran olma şahane

Türkiye'den gelen bir yakınım, havalimanından bana hediye olsun diye bulabildiği bütün Türk gazeteleri alıp getirmiş.

Ben de hepsini masamın üzerine koydum.

Gazeteleri tek tek karıştırırken bazı manşetlerin üzerinde uzun süre durdum.

Çünkü bir zamanlar en sert milliyetçi söylemleri kullananların bugün Abdullah Öcalan için "kurucu önderlik", "koordinatörlük", "statü" gibi ifadeleri tartıştırdığı bir döneme girmiş bulunuyoruz.

İnsan ister istemez geçmişi hatırlıyor.

Çünkü bu ülkede hafızası olan insanlar yaşıyor.

Daha düne kadar önüne gelene "PKK'lı" diyenleri unutmadık.

Muhalif olan herkesi hain ilan edenleri unutmadık.

Saadet Partililere, Milli Görüşçülere yıllarca atılan iftiraları unutmadık.

Geçmişte Milli Görüşçülere "dışı yeşil içi kırmızı" diyerek saldıranları da unutmadık.

Geçmişte Refah Partimizin bayrağındaki renklerden bile korku ve düşmanlık üretmeye çalışanları unutmadık.

Sırf kırmızı renkler üzerinden insanlara "bunlar PKK'ya yakın" algısı oluşturmaya çalışan siyasi dili de unutmadık.

Bugün çıkıp bambaşka söylemler kuranların önce o gün söyledikleriyle yüzleşmesi gerekir.

Çünkü toplum hafızası sandıkları kadar zayıf değildir.

Bugün "terörsüz Türkiye" cümlesi kuranların, dün kurduğu cümlelerle önce yüzleşmesi gerekir.

Çünkü bu ülkede nice insan sırf partinizi eleştirdi diye hedef gösterildi.

Nice insan sadece farklı düşündüğü için hain ilan edildi.

Nice insanın üstüne kolayca "PKK'lı", "terör sevici", "Türkiye düşmanı", "asker düşmanı" etiketi yapıştırıldı.

Oysa bugün aynı insanların bambaşka cümleler kurduğunu görüyoruz.

İşte toplumun hafızasını yaralayan asıl mesele de budur.

Ben açık konuşuyorum:

Hayatı boyunca şiddetin değil hukukun yanında durmuş benim gibi bir insana bile bu iftirayı attınız.

Bu kolay unutulacak bir şey değildir.

"Allah sizin belanızı versin" demek ağır olur belki...

Ama insanın içi gerçekten yanıyor.

Çünkü mesele artık sadece siyaset değildir.

Mesele insanların haysiyetidir.

Mesele toplumun birbirine olan güveninin parçalanmasıdır.

Benim "bu asrın evliyaları" olarak gördüğüm nice samimi Milli Görüşçü yıllarca aşağılandı.

"PKK ile anlaştılar" dediler.

"Davayı bölüyorlar" dediler.

"İktidara zarar veriyorlar" dediler.

Bugün ise aynı çevrelerin çok farklı cümleler kurduğunu görüyoruz.

Ama ortada bir helallik yok.

Bir özür yok.

Bir yüzleşme yok.

Şimdi çıkıp yeni süreçlerden, yeni dönemlerden bahsediliyor.

Peki milletin hafızası ne olacak

Dün atılan iftiralar ne olacak

İnsanların kırılan onurları ne olacak

Ayrıca bugün yaşananlara bakınca insanın aklına başka sorular da geliyor.

Çünkü Türkiye'de yalnızca bugün değil, geçmişte de bazı büyük siyasi dönüşümlerin dış merkezli projelerle ilişkilendirildiği tartışmaları hep yapıldı.

Başkanlık sistemi tartışmaları yürütülürken de aynı şeyleri söylüyordum.

Bugün "terörsüz Türkiye" süreci konuşulurken de aynı noktadayım.

Çünkü yıllardır Türkiye üzerine senaryolar yazan bazı uluslararası isimlerin ve raporların gölgesi bu ülkenin üzerinde hep dolaştı.

Bu nedenle toplumun bir kısmı şu soruyu yüksek sesle sormaya başladı:

Acaba başkanlık sisteminde de, bugün yürütülen yeni süreçlerde de bazı siyasetçiler millet adına değil, önceden yazılmış küresel senaryoların figüranı olarak mı hareket etti

Belki bazıları bu sorudan rahatsız olacaktır.

Ama bu soruyu ortaya çıkaran şey milletin hafızasıdır.

Çünkü dün en sert milliyetçi dili kullananların bugün çok farklı söylemlerle ortaya çıkması toplumda doğal olarak bir samimiyet sorgusu oluşturuyor.