Sıla yolunda giderken Budapeşte'de okunan seçim manşetleri ne anlatıyordu

Avrupa'da sandık meşruiyeti üretirken, sınır kapılarında saatlerce bekleyen gurbetçiler devletin kendisini görmek istiyor—acaba egemenlik tartışması sadece merkezde mi yapılmalı?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, Macaristan seçimlerini incelemek için yola çıkarken sıla yolundaki gurbetçi sorunlarıyla karşılaştırarak, Avrupa'daki egemenlik tartışmasının aslında vatandaş-devlet ilişkisinin meşruiyeti meselesi olduğunu savunuyor. Bu karşılaştırmayı sandıkta görülen güvenle sınır kapılarında yaşanan ihmali karşılaştırarak ortaya koyuyor. Ancak yazarın öne sürdüğü "sandık meşruiyeti vs. sınır kapısı ihmali" bölünmesinde, devletin iki alandaki sorunlarını eşit düzeyde ele almak gerçekçi midir?

Sıla yoluna çıktığımız gün Macaristan'a giriş yaptığımız saatler aynı zamanda sandıkların açıldığı ve seçim sonuçlarının netleşmeye başladığı saatlere denk gelmişti. Avrupa Saadet heyeti olarak yürüttüğümüz saha çalışmasının ilk gününde tarih adeta bize iki farklı tabloyu aynı anda gösteriyordu: Bir ülkede sandıklar konuşuyor, biz ise gurbetçinin yolunu konuşuyorduk.

Macaristan'ın başkenti Budapeşte'de Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliğimizi ziyaret ederek Maslahatgüzar Özkan Duman (1. Müsteşar) ile bir görüşme gerçekleştirdik. Oldukça verimli geçen bu görüşmede, sıla yolu güzergâhında vatandaşlarımızın yaşadığı sorunları ve çözüm önerilerimizi içeren hazırladığımız dosyayı kendilerine sunduk. Bu görüşmenin ardından Sırbistan istikametine doğru ilerlerken verdiğimiz ilk molada, bir benzin istasyonunun raflarında karşılaştığımız gazetelerin manşetleri adeta Macaristan'daki seçim gecesinin ruh hâlini bütün açıklığıyla yansıtıyordu.

Gazetelerin neredeyse tamamında aynı vurgu vardı:

Hiç bu kadar çok kişi oy kullanmaya gitmemişti.

Bir başka manşette ise şu ifade dikkat çekiyordu:

Orban ve Magyar kitleleri harekete geçirdi.

Bazı gazeteler seçimlere rekor katılımı öne çıkarıyor, bazıları seçim günü yaşanan yoğunlukları yazıyor, bazıları ise seçim ihlali iddialarını tartışıyordu. Hatta bir gazetede 639 seçim ihlali tespit edildiği iddiası yer alırken, başka bir haberde uluslararası gözlemcilerin seçimlerin düzenli ve kurallara uygun geçtiğini açıkladıkları yazıyordu.

Bu tablo aslında Avrupa'daki seçim kültürünün nasıl işlediğini gösteriyordu.

İddialar konuşuluyor.

Eleştiriler yapılıyor.

Ama sandık meşruiyet üretmeye devam ediyordu.

Budapeşte'de benzin istasyonunun raflarında gördüğüm bu manşetler bize yalnızca bir seçim sonucunu değil, bir toplumun sandığa olan güvenini anlatıyordu.

Biz ise o sırada başka bir yolculuğun içindeydik.

Sıla yolundaydık.

Avrupa Saadet Başkanımız Samet Sami Temel'in başkanlığında ve Saadet Partisi İstanbul Milletvekilimiz Birol Aydın'ın katılımıyla gerçekleştirdiğimiz bu saha çalışmasının amacı; sınır kapılarındaki yoğunluğu yerinde görmek, tır şoförlerimizin yaşadığı sorunları dinlemek, gurbetçilerimizin yaz aylarında yaşadığı sıkıntıları sahada incelemek ve bütün bu tespitleri ilgili kurumlara ve Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine taşımaktı.

Çünkü sıla yolu sadece bir ulaşım hattı değildir.

Sıla yolu bir hasret hattıdır.

Sıla yolu bir sabır hattıdır.

Sıla yolu devlet ile vatandaş arasındaki ilişkinin sahadaki en gerçek sınavlarından biridir.

Budapeşte'de gazetelerde "rekor katılım" manşetlerini okurken aklımdan şu geçti:

Avrupa'da insanlar sandığa gitmek için kilometrelerce kuyrukta bekliyor.

Bizim insanımız ise memleketine girebilmek için sınır kapılarında saatlerce bekliyor; sadece pasaport sırası beklemiyor, devletin kendisini görmesini de bekliyor.

Tam da bu atmosferde Macaristan seçimlerinin yalnızca bir ülkenin iç siyasi meselesi olmadığı gerçeği daha net görülüyordu.

Macaristan seçimleri sadece bir iktidar değişimi tartışması değildir.

Bu seçimler aslında Avrupa'da kararların kim tarafından verileceği sorusunun yeniden gündeme gelmesidir.

Bir tarafta uzun yıllardır ülkeyi yöneten Viktor Orban, diğer tarafta ise Avrupa Birliği çevrelerinin alternatif olarak öne çıkardığı Peter Magyar vardır.

Bu nedenle Macaristan'daki tartışma yalnızca Budapeşte'nin değil, aynı zamanda Brüksel'in siyasi tercihleriyle de yakından ilgilidir.

Viktor Orban'ın temsil ettiği siyasi çizgi yıllardır üç temel başlık etrafında şekillenmiştir:

milli egemenlik vurgusu
göç politikalarında sert tutum
geleneksel aile yapısını koruma söylemi

Avrupa Birliği ile yaşanan gerilimlerin önemli bir bölümü de zaten bu başlıklar üzerinden ortaya çıkmıştır.

Orban yönetimi Avrupa Birliği'nin merkezî karar mekanizmalarına karşı sık sık "ulusal egemenlik" vurgusu yaparken, Brüksel ise Macaristan'ı hukuk devleti tartışmaları üzerinden eleştirmiştir.