30 Haziran 2026 tarihli Hürriyet gazetesinde yer alan habere göre, Avrupa'da yaşadığı ülkede askerlik hizmetini yapan Türk vatandaşlarının Türkiye'de askerlikten muaf tutulmasına yönelik yeni bir düzenleme üzerinde çalışılıyor.
Öncelikle şunu ifade etmek isterim ki, yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarını çözmeye yönelik atılan her adım son derece kıymetlidir. Bu nedenle söz konusu çalışmayı memnuniyetle karşılıyorum.
Ancak Sayın Millî Savunma Bakanımız Yaşar Güler'e buradan önemli bir çağrıda bulunmak istiyorum.
Hazırlanacak düzenleme yalnızca yaşadığı ülkede askerlik yapan vatandaşlarımızla sınırlı kalmamalıdır. Avrupa'da yaşayan dövizli askerlik kapsamındaki bütün gençlerimizi kapsayacak şekilde yeniden ele alınmalıdır.
Çünkü Avrupa tek tip değildir.
Bugün bazı Avrupa ülkelerinde zorunlu askerlik uygulanırken, bazı ülkelerde ise böyle bir zorunluluk bulunmamaktadır. Dolayısıyla bir gencimiz yaşadığı ülkenin kanunları gereği askerlik yapmak zorunda kalırken, başka bir ülkede yaşayan gencimiz ise bulunduğu ülkede zorunlu askerlik bulunmadığı için askerlik yapma yükümlülüğü taşımamaktadır.
Üstelik Avrupa'nın güvenlik politikaları hızla değişmektedir.
Son dönemde Almanya başta olmak üzere birçok Avrupa ülkesinde zorunlu askerliğin yeniden gündeme gelmesi bunun en somut örneğidir. Bugün zorunlu olmayan bir uygulama, yarın birçok ülkede yeniden zorunlu hâle gelebilir.
Bu nedenle konuya sadece bugünün şartlarıyla değil, geleceği de hesap eden bir devlet aklıyla yaklaşılmalıdır.
Aslında burada konuştuğumuz mesele sadece askerlik değildir.
Mesele, Avrupa'da yaşayan milyonlarca evladımızın Türkiye Cumhuriyeti ile bağının korunmasıdır.
Öncelikle önemli bir ayrımı doğru yapmak gerekiyor.
Türkiye'de uygulanan bedelli askerlik ile yurtdışındaki dövizli askerlik aynı şey değildir.
Bedelli askerlik, Türkiye'de askerlik yükümlülüğü bulunan vatandaşlarımız için sunulan bir seçenektir.
Dövizli askerlik ise yurtdışında yaşayan vatandaşlarımız açısından sadece bir askerlik uygulaması değil, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını koruyabilmeleri bakımından stratejik öneme sahip ve fiilen zorunlu hâle gelmiş bir uygulamadır.
Bugün Avrupa'da, özellikle Almanya'da yaşayan üçüncü ve dördüncü nesil gençlerimizin önemli bir bölümü doğdukları ülkenin vatandaşıdır.
Ve burada altı özellikle çizilmesi gereken bir gerçek vardır.
Bu gençlerimizin büyük bölümü zaten Türkiye'de fiilî askerlik yapmakla yükümlü değildir.
O hâlde kendimize şu soruyu sormalıyız:
O hâlde kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:
Biz bu gençlerden ne bekliyoruz
Türkiye ile bağlarını koparmamalarını mı, yoksa önlerine yeni engeller konulmasını mı
Çünkü bu gençlerin önemli bir bölümünün Türkiye'de fiilî askerlik yükümlülüğü bulunmamaktadır.
Bu nedenle meseleye sadece askerlik penceresinden değil, aidiyet ve vatandaşlık bağı açısından bakmak gerekir.
Onların en büyük arzusu, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını koruyarak çifte vatandaş olabilmektir.
1961 yılından bu yana Almanya'daki vatandaşlarımız çifte vatandaşlık konusunda büyük mücadele verdi.
Yıllarca buna imkân tanınmadı.
Son dönemde Almanya'da yapılan yasal değişiklikle milyonlarca insanımızın önüne önemli bir fırsat çıktı.
Ancak bugün Almanya'da bu yasanın yeniden değiştirilmesi de tartışılıyor.
İşte tam da bu nedenle Türkiye'nin vakit kaybetmeden Avrupa'daki vatandaşlarımızın önünü açacak adımları atması büyük önem taşımaktadır.
Bugün Almanya'da yaklaşık 1 milyon 400 bin insanımız Alman vatandaşıdır.
Buna rağmen çifte vatandaşlık için başvuranların sayısının yaklaşık 30 bin olması dikkat çekicidir.
Demek ki gençlerimiz Türkiye'den vazgeçmiyor.
Ancak önlerine çıkarılan ekonomik ve bürokratik engeller onları zor durumda bırakıyor.
Üstelik bu gençlerin önemli bir bölümü zaten Türkiye'de askerlik yapmakla yükümlü değildir.

13