Önden öven, arkadan "şansı yok" diyen kalemler ve siyasî sihirbazlık

Medya, Saadet Partisi'nin 'şansı yok' söylemiyle seçmenlerin zihnine görünmez barikat kuruyor—ama kim kimin adına bu kararı veriyor?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, gazetecilerin Saadet Partisi'nin potansiyelini 'haklı ama kazanamaz' söylemiyle küçültmenin, siyasi analiz değil psikolojik kontrol olduğunu savunuyor. Bu barikatları kuranların ironik olarak Milli Görüş'e yakın görüntüsü verenler olduğunu belirtiyor. Ancak, seçmenin bu tür 'imkansızlık' söylemlerine karşı bağışıklık kazanmaya başlamasına rağmen, medya söylemi gerçekten değişime engel olacak kadar güçlü müdür?

Gazeteleri okurken Ahmet Hakan'ın bir yazısı dikkatimi çekti. Sayın Cumhurbaşkanımız bir televizyon programında "Ahmet Hakan işini çok iyi yapıyor" demişti. Evet, gerçekten işini çok iyi yapıyor. Yazıyı okuduğunuzda bunu açıkça görüyorsunuz. Çünkü yazının başında Saadet Partisi'nin Türkiye Divanı'ndaki yüksek katılımı, salonu dolduran heyecanı ve teşkilatın canlılığı açıkça teslim ediliyor.

Fakat tam bu noktada yazının yönü değişiyor.

Ve şu cümle geliyor: "ama Saadet Partisi'nin şansı yok."

İşte burada mesele sadece bir yorum olmaktan çıkıyor.

Çünkü bu cümle bir tespit değildir. Bu bir kanaat üretme çabasıdır. Daha açık ifadeyle bu, siyasî bir sihirbazlıktır.

Sihirbaz önce dikkatinizi bir noktaya toplar, sonra asıl hamleyi başka yerde yapar. Bu yazıda da tam olarak aynı yöntem uygulanıyor: Önce Saadet Partisi'nin varlığı ve heyecanı teslim ediliyor, ardından o heyecanın siyasete dönüşme ihtimali sessizce küçültülüyor.

Sonra o tanıdık cümle geliyor:

"Saadet haklı ama kazanamaz."

Bu bir değerlendirme değildir.

Bu bir psikolojik eşiktir.

Seçmenin zihnine görünmez bir çizgi çekmenin en kibar yoludur.

Bu cümleyle aslında şunu söylemiş olurlar:

"Saadet Partisi doğru olabilir... ama tercih etmeye değmez."

İşte siyasette asıl barikatlar tam da böyle kurulur. Sandıkta değil; zihinlerde.

Yazının bir başka dikkat çekici yönü ise Milli Görüş hareketini bir fikir ve siyaset çizgisi olmaktan çıkarıp bir soyadı tartışmasına indirgeme çabasıdır. "Erbakancılık yapılacaksa başka adresler daha güçlü" gibi cümleler, dolaylı biçimde Yeniden Refah Partisi üzerinden bir yönlendirme üretirken, Saadet Partisi'nin temsil ettiği kurumsal Milli Görüş çizgisini gölgelemeye çalışmaktadır.

Oysa Milli Görüş bir soyadı değildir.

Milli Görüş bir istikamettir.

Bir medeniyet iddiasını aile rekabetine indirgemek, siyasî tartışmayı sığlaştırmaktan başka bir işe yaramaz.

Daha da dikkat çekici olan ise şu iddiadır:

"Milli Görüş'ün hedeflerini zaten AK Parti temsil ediyor."

Eğer gerçekten öyle olsaydı bugün Türkiye'de:

faiz ekonominin merkezinde olmazdı,
geçim sıkıntısı bu kadar derinleşmezdi,
adalet tartışmaları bu kadar büyümezdi,
gençler geleceklerini başka ülkelerde aramazdı.

Milli Görüş tabelalarla değil, sonuçlarla anlaşılır.

Ve şu gerçeği açıkça söylemek gerekir:

AK Parti'nin uzun yıllar güçlü kalmasında toplumun Milli Görüş hafızasının önemli bir payı vardır. Ancak bugün aynı hafızanın yeniden siyasal karşılık bulmasını engelleyen en büyük psikolojik setlerden biri de "Saadet Partisi'nin şansı yok" cümlesi üzerinden kurulan bu algı dilidir.

İşte tam burada asıl mesele ortaya çıkmaktadır.

Çünkü bu yazılar yalnızca Saadet Partisi'ne eleştiri getirmiyor; aynı zamanda seçmenin tercih alanını daraltıyor.

Ve ne acıdır ki bu barikatı kuranların bir kısmı; kendilerini şeyh, hoca, cemaat önderi ya da kanaat önderi olarak takdim eden, hatta Milli Görüş'e yakın duran görüntüsü veren bazı kalemlerdir.