Bir süredir kardeş ülke Azerbaycan'da yaşanan başörtüsü meselesiyle ilgili bir köşe yazısı kaleme almak istiyordum.
Bu konuda Saadet Partisi Genel Başkanı'nın yaptığı açıklama dikkatimi çekmişti. Ardından Kemal Kılıçdaroğlu'nun Azerbaycanlı kardeşlerimize yönelik başörtüsü özgürlüğü konusundaki sözlerini de dinlemiş ve bir kenara not etmiştim.
Ancak Türkiye'de ve dünyada gündemin yoğunluğu nedeniyle bu önemli konuyu bugüne kadar kaleme alma fırsatı bulamamıştım.
Gündemin yoğunluğu nedeniyle bugüne kadar kaleme alamadığım bu önemli konuyu, bugün siz değerli okurlarımla paylaşmak istiyorum.
Çünkü konu yalnızca Azerbaycan'daki başörtüsü tartışmaları değildir.
Konu, Türkiye'nin geçmişte yaşadığı acılar, kadınların eğitim hakkı, inanç özgürlüğü ve kardeş bir ülkenin aynı yanlışları yaşamaması meselesidir.
Üstelik Kemal Kılıçdaroğlu'nun açıklamalarında, üzerinde özellikle durulması gereken önemli bir ayrıntı da bulunuyor.
Kılıçdaroğlu, Türkiye'de geçmişte yaşanan başörtüsü yasaklarını hatırlatırken kendi partisinin de bu süreçte sorumluluğu olduğunu açıkça ifade ediyor.
Bu sözleri duyunca, 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde kendisiyle gerçekleştirdiğimiz görüşmeyi de hatırladım.
O dönemde CHP Genel Başkanı olan Kemal Kılıçdaroğlu ile bir araya gelmiş, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarını ve bu sorunlara yönelik hazırladığımız çözüm önerilerini içeren dosyamızı, ayrıca kaleme aldığım kitabımı kendisine takdim etmiştim.
O görüşmeden hafızamda kalan güzel bir ayrıntıyı da sizlerle paylaşmak isterim.
Sayın Kılıçdaroğlu, beni makam odasının kapısında ayakta karşılamıştı. Gösterdiği bu nezaket ve mütevazı yaklaşım, daha görüşmenin başında üzerimde olumlu bir izlenim bırakmıştı.
Görüşmemiz boyunca da kendisini samimi bulduğumu özellikle belirtmek isterim.
Oldukça verimli geçen sohbetimizde, Avrupa'da yaşayan vatandaşlarımızın karşılaştığı sorunları ve çözüm yollarını ayrıntılı şekilde değerlendirmiş, birçok konuda ortak düşüncelerde buluşmuştuk.
Siyasi görüşlerimiz her konuda aynı olmak zorunda değil. Ancak bir insanın gösterdiği nezaketi, samimiyeti ve farklı düşünceleri dinleme yaklaşımını da teslim etmek gerekir.
Nitekim o gün kendisi hakkında edindiğim olumlu izlenimi bugün de ifade etmekten çekinmiyorum.
Şimdi ise Kılıçdaroğlu'nun Azerbaycan'a yönelik yaptığı başörtüsü açıklamalarını sizlerle paylaşmak ve bu sözler üzerinden hem kardeş Azerbaycan'a hem de Türkiye'nin geçmişine ilişkin bazı değerlendirmelerde bulunmak istiyorum.
Bakın, Kılıçdaroğlu Azerbaycanlı kardeşlerimize nasıl sesleniyor:
"Siz bizim özümüzsünüz. Sizin sevinciniz bizim sevincimiz. Sizin acınız bizim de acımız."
Ardından başörtüsü meselesine değinerek şöyle devam ediyor:
"Sevgili Azerbaycanlı kardeşlerim, bu acıyı biz yaşadık. Bu acının bitmesi lazım. Kadınların başı açık, başı kapalı diye ayrılması doğru değil. İsteyen başını açar, isteyen başını kapatır."
Ancak konuşmanın devamında çok daha önemli bir ifade kullanıyor:
"Türkiye burada çok ağır bir sınavdan geçti. Bizim de burada sorumluluğumuz oldu."
İşte üzerinde durulması gereken sözlerden biri budur!
Çünkü Türkiye'de başörtüsü yasağı denildiğinde yalnızca bir kıyafet tartışmasından söz etmiyoruz.
Üniversite kapılarından geri çevrilen genç kızlardan, eğitim hakları engellenen öğrencilerden, meslek hayatlarında ayrımcılığa uğrayan kadınlardan söz ediyoruz.
Bir genç kızın yıllarca çalışarak kazandığı üniversiteye, yalnızca başındaki örtü nedeniyle alınmaması hangi vicdana sığar
Bir insanın inancıyla eğitimi arasında tercih yapmaya zorlanması nasıl savunulabilir
Üstelik bütün bunlar yıllarca laiklik adına savunulmadı mı
Kılıçdaroğlu'nun kendi partisinin geçmişteki sorumluluğunu kabul etmesi, üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir açıklamadır.
Elbette geçmişte yaşanan acıları yalnızca kabul etmek yetmez. Önemli olan aynı yanlışların bir daha yaşanmamasıdır.
Kılıçdaroğlu'nun konuşmasında dikkatimi çeken bir başka bölüm ise şu oldu:
"Başörtülü bir kızın üniversiteye alınmaması ne demektir Üniversiteye gitmeli, dünyayı görmeli, dünyayı öğrenmeli."
Ardından o genç kızın belki bir sanatçı, belki bir yazar, belki de bir mühendis olacağını hatırlatıyor.
Peki, soruyorum:
Bir ülke, genç kızlarının eğitim hakkını kısıtlayarak nasıl kalkınabilir
Başörtülü bir öğrencinin doktor, mühendis, öğretmen veya bilim insanı olmasının önüne engel koymak kime ne kazandırır
Burada mesele yalnızca başörtüsü değildir.
Mesele insan haklarıdır, eğitim hakkıdır, inanç ve vicdan özgürlüğüdür.
Azerbaycan bizim kardeş ülkemizdir.
İki devlet, bir millet anlayışı yalnızca güzel günlerde birbirimizin yanında olmak değildir.
Gerçek kardeşlik, gerektiğinde birbirimize yanlışlarımızı da söyleyebilmektir.
Türkiye'nin geçmişte yaşadığı başörtüsü tartışmalarından Azerbaycan'ın da ders çıkarması gerekir.
Hiçbir genç kız, başörtüsü nedeniyle eğitim hakkından mahrum bırakılmamalıdır.

14