Kasaba devleti olmadığımız söyleniyordu. Peki bugün ne devleti hâline geldik

Bir dönem Türkiye'nin önüne son derece iddialı bir dış politika vizyonu konulmuştu.

Manşetlerde şu ifadeler öne çıkıyordu:

"Burası kasaba devleti değil."

"Türkiye artık oyun kurucudur."

S-400 konusunda ise Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamaları çok daha kesindi:

"S-400 konusunu bitirdik."

"Ortak üretime varıncaya kadar konuştuk."

"İmzalar atıldı."

"Bizim geri dönüşümüz asla olamaz."

"Bize böyle bir ahlaksızlık yakışmaz."

"Kimse bizden tükürdüğümüzü yalamamızı beklemesin."

"Alışılmış liderlerden değiliz, bunu herkesin bilmesi lazım."

Bu sözler, sıradan bir seçim meydanında söylenen günlük siyasi cümleler değildi. Türkiye Cumhuriyeti'nin savunma ve dış politika tercihine ilişkin, en üst makamdan verilmiş kesin mesajlardı.

Millete, S-400 meselesinin kapandığı söylendi.

Rusya ile anlaşmanın tamamlandığı, imzaların atıldığı, geri dönüşün mümkün olmadığı anlatıldı.

S-400'lerden vazgeçmenin yalnızca siyasi bir geri adım değil, aynı zamanda "ahlaksızlık" olacağı ifade edildi.

Aradan tam yedi yıl geçti.

Bugün ise önümüzde bambaşka manşetler var.

S-400'lerin üçüncü bir ülkeye satılması konuşuluyor.

Başka bir ülkeye gönderilmesi tartışılıyor.

Rusya'ya iade edilmesinin yolları aranıyor.

F-35 programına geri dönebilmek için S-400'lerden nasıl kurtulabileceğimiz üzerine formüller üretiliyor.

Şimdi sormak gerekiyor:

Hani bu konu bitmişti

Hani imzalar atılmıştı

Hani geri dönüş asla mümkün değildi

Hani kimse bizden tükürdüğümüzü yalamamızı beklemeyecekti

O gün "Burası kasaba devleti değil." deniliyordu.

Bugün ise milyarlarca dolar ödenerek alınan bir savunma sisteminin hangi ülkeye gönderileceği tartışılıyor.

O gün "Türkiye artık oyun kurucudur." deniliyordu.

Bugün ise yeniden F-35 programına alınabilmek için Washington'un önümüze koyduğu şartlara uygun çıkış yolları aranıyor.

Peki oyun kurucu dediğiniz ülke, kendi aldığı silahı kullanamıyor, kuramıyor ve sonunda başka ülkeye gönderme arayışına giriyorsa burada oyunu kim kuruyor

Türkiye mi

Amerika mı

Yoksa yıllardır millete "dik duruş" diye sunulan siyasetin arkasında, günü kurtarmaya yönelik büyük bir savrulma mı var

Bir başka soru daha soralım:

F-35'leri kime karşı kullanacağız

Yunanistan NATO üyesidir.

Üstelik Yunanistan da F-35 almaktadır.

İsrail ise NATO ile uzun yıllardır yakın askerî iş birliği yürüten bir ülkedir. Bu iş birliğinin çeşitli aşamalarına Türkiye de geçmişte onay vermiştir.

Türkiye'yi çevreleyen ve güvenlik tehdidi olarak görülen ülkeler, Batı'nın askerî ve siyasi şemsiyesi altında korunurken Türkiye'nin yeniden F-35 programına alınması gerçekten bağımsız savunma politikası anlamına mı geliyor

Yoksa Türkiye'ye, ancak belirlenen sınırlar içerisinde hareket edebileceği bir rol mü veriliyor

Yunanistan NATO müttefikimiz deniliyor.

İsrail'le NATO çerçevesinde askerî iş birliği yürütülüyor.

Amerika zaten NATO'nun lider ülkesi.

Peki F-35'leri kime karşı kullanacağız

Bize bu uçakları satanlara karşı mı

Aynı program içinde bulunduğumuz ülkelere karşı mı

Yoksa milyonlarca dolar ödeyerek aldığımız uçakları, ancak Washington'un izin verdiği şartlarda mı uçuracağız

S-400 alınırken millete bunun Türkiye'nin bağımsızlığının göstergesi olduğu anlatıldı.

F-35 programından çıkarılmamız ise göze alınması gereken bir bedel olarak sunuldu.

Şimdi aynı iktidar, yıllar önce büyük bir zafer olarak anlattığı S-400'leri elden çıkarıp F-35'lere yeniden dönmenin yollarını arıyor.

Ortada yalnızca başarısız bir silah alımı yoktur.

Türkiye, S-400'lere milyarlarca dolar ödedi.

F-35 programına da milyarlarca dolar yatırdı.