29 Aralık 2025 tarihinde Milli Gazete'de yayımlanan yazımda İstanbul'un deprem gerçeğine dikkat çekmiş, bilim insanlarının yıllardır yaptığı uyarıların artık ertelenemez bir noktaya geldiğini ifade etmiştim.
Aradan geçen zamana rağmen tablo değişmedi.
Bu kez özellikle İstanbul'daki hemşehri derneklerine hitaben yeniden yazıyorum.
Çünkü deprem meselesi artık sadece devletin ya da belediyelerin değil, toplumun tamamının sorumluluğudur.
Özellikle yüz binlerce hemşehrimizi bünyesinde barındıran hemşehri dernekleri bu konuda daha fazla sorumluluk almak zorundadır.
Bu nedenle 29 Aralık 2025 tarihinde yayımlanan yazımı bir kez daha hatırlatmayı gerekli görüyorum.
Çünkü uyarılar hâlâ geçerlidir.
Çünkü risk hâlâ büyüktür.
Çünkü İstanbul hâlâ hazır değildir.
29 aralık 2025 tarihli yazım.
İnsanı en çok sarsan şey bazen yeni bir haber değildir.
Tozlu bir arşiv torbasından çıkan, yıllar önce okunmuş ama zihnin bir köşesinde unutulmuş bir gazete sayfasıdır.
Günlerdir arşiv torbalarımı karıştırıyorum. Eski kupürler, notlar, yarım kalmış dosyalar...
Derken gözüme ilişti.
Bir Alman gazetesi.
Tarihi net: 11 Şubat 2023.
Gazete net: Münchener Merkur.
Manşet tek cümleydi ama bir şehir kadar ağırdı:
İSTANBUL BİR BARUT FIÇISI.
Okudum.
Sonra bir daha okudum.
Ve içimde rahatsız edici bir duygu belirdi: Bunu ben nasıl unutmuşum
Ama mesele benim unutmam değil.
Asıl mesele şu: Biz bu ülkede uyarıları unutmayı alışkanlık hâline getirdik.
Almanlar yazıyorsa mesele çoktan ciddidir
Bu haber bir magazin metni değildi.
Bir felaket tellallığı hiç değildi.
Bu; bilim insanlarının, mühendis odalarının ve teknik raporların soğukkanlı verilerine dayanan bir analizdi.
Alman basını bağırmaz.
Slogan atmaz.
Duyguyla manşet kurmaz.
Önce ölçer, sonra yazar.
Haberde şu uyarı yer alıyordu: "Boğaziçi metropolünü önümüzdeki on yıllarda büyük bir deprem bekliyor."
Ve bu uyarıyı yapan kişi sıradan biri değildi.
Potsdam'daki Alman Jeobilimler Araştırma Merkezi'nden sismolog Marco Bohnhoff açıkça şunu söylüyordu:
"Büyüklüğü 7,4'e kadar varabilecek bir deprem beni şaşırtmaz."
Bu cümle bir tahmin değil, bilimsel bir hesaplamanın sonucuydu.
Rakamlar konuşuyor biz susuyoruz
Haberde İstanbul'un durumu rakamlarla ortaya konuyordu.
İstanbul İnşaat Mühendisleri Odası'ndan Nusret Suna, şehirde yaklaşık 1,6 milyon binanın depreme dayanıklı olmadığını söylüyordu.
"Bu inanılmaz bir rakam" diyordu.
Türkiye dünyanın en aktif deprem kuşaklarından birinde yer alıyor.
Uzmanlara göre büyük bir depremin ortalama tekrar süresi yaklaşık 250 yıl.
Son büyük İstanbul depremi 1766 yılında meydana geldi.
Yani mesele "olur mu" değil, ne zaman meselesidir.
Fay kilitli gerilim birikiyor
Marmara Denizi'nin altındaki fay hattı Kuzey Anadolu Fayı'nın bir parçasıdır.
Ve bu bölüm 250 yılı aşkın süredir kırılmamış durumdadır.
Bilim insanlarına göre bu durum büyük bir gerilimin biriktiğine işaret etmektedir.
Biz bu süre boyunca ne yaptık
İmar affını çözüm diye sunduk.
Denetimi kâğıt üzerinde bıraktık.
Bilim insanlarını dinlemek yerine müteahhitleri konuşturduk.
Beton ekonomisini büyüme sandık.
Riskten bahsedenleri susturduk.
Sonra ne oldu
6 Şubat 2023'te on binlerce insanımızı toprağa verdik.
Ama İstanbul için tablo değişmedi.
Türkiye'yi istanbul'a sığdırdık
Sanayiyi İstanbul'a topladık.
Finansı İstanbul'a bağladık.
Ulaşımı İstanbul'a kilitledik.
Nüfusu İstanbul'a yığdık.
Yatırımı İstanbul'a hapsettik.
Sonuç ortada: İstanbul çökerse Türkiye felç olur.
Bilmiyorduk deme devri bitmiştir
Rapor vardı.
Bilgi vardı.
Uyarı vardı.
Eksik olan tek şey iradeydi.

5