İspanya Dünya Kupası'nı, Pedro Sanchez ise dik duruşuyla tüm dünya Müslümanlarının gönlünü fethetti

Bazen bir futbol kupası, sadece sporun değil; vicdanın, adaletin ve ilkeli duruşun da sembolü hâline gelir.

İspanya'nın Dünya Kupası'nı kazanmasına öyle sevindim ki...

Sanki kupayı herhangi bir İslam ülkesi kazanmış...

Sanki Gazze'nin mazlum çocukları kazanmış...

Sanki yıllardır acı çeken ümmet kazanmış gibi sevindim.

Çünkü beni sevindiren yalnızca sahadaki zafer değildi.

Asıl sevincimin sebebi, İspanya Başbakanı Pedro Sanchez'in, ABD'nin İran'a yönelik olası askerî operasyonlarında İspanya topraklarını kullandırmayacağını ilan ederek ortaya koyduğu onurlu ve ilkeli duruştu.

İspanya bir İslam ülkesi değil.

Pedro Sanchez de bir İslam ülkesinin lideri değil.

Buna rağmen ortaya koyduğu tavır, ne yazık ki kendilerini yıllardır "dünya lideri" ve "ümmetin lideri" olarak pazarlayan bazı İslam ülkesi yöneticilerinin gösteremediği kadar açık, cesur ve ilkeli bir duruş olarak hafızalara kazındı.

Sanchez, küstah tehditlere boyun eğmeyerek İspanya'nın, Ortadoğu'yu yeniden kan gölüne çevirecek yeni bir emperyalist müdahaleye ortak olmayacağını ilan etti.

Bu tavır, sadece bir dış politika kararı değildir.

Bu, baskı karşısında eğilmemenin, kendi ülkesinin egemenliğini korumanın ve milyonlarca insanın hayatını ilgilendiren bir savaş ihtimali karşısında vicdanlı davranmanın ifadesidir.

Oysa İslam dünyasına baktığımızda bambaşka bir manzarayla karşılaşıyoruz.

Bir taraftan Gazze için gözyaşı dökülüyor...

Filistin için en sert açıklamalar yapılıyor...

Kürsülerden ümmet nutukları atılıyor...

Diğer taraftan Müslüman coğrafyalarını hedef alan güçlerle askerî, siyasi ve ekonomik ilişkiler devam ettiriliyor.

Üsler açılıyor...

Hava sahaları kullandırılıyor...

Limanlar tahsis ediliyor...

Ticaret sürdürülüyor...

Sonra da kameraların karşısına geçilip mazlumlar için yas tutuluyor.

Tam da bu noktada Anadolu'nun o ibretlik sözü akla geliyor:

"Gece kurtla beraber sürüye dalıp, gündüz çobanla beraber yas tutuyorlar."

İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, sergilediği bu dik duruşla, bazı İslam ülkesi liderlerinin "gece kurtla beraber sürüye dalıp, gündüz çobanla beraber yas tutan" siyasetlerinin maskesini düşürmüştür.

Bir yandan Müslümanların acıları üzerinden hamaset yapanların, diğer yandan aynı coğrafyaları kana bulayan güçlerle iş birliği kuranların söylemleriyle icraatları arasındaki uçurumu bütün dünyanın gözleri önüne sermiştir.

Çünkü liderlik, yalnızca yüksek sesle konuşmak değildir.

Liderlik, miting meydanlarında yumruk sıkmak değildir.

Liderlik, kameralar karşısında gözyaşı dökmek de değildir.

Gerçek liderlik, güçlülerin baskısı karşısında gerektiğinde "hayır" diyebilmektir.

Gerçek liderlik, bedel ödeme ihtimali olsa bile doğru bildiği yerde durabilmektir.

Gerçek liderlik, söyledikleriyle yaptıkları arasında çelişki bulunmamasıdır.

Pedro Sanchez'in yaptığı da tam olarak budur.

Sanchez, tarihten ders alınması gerektiğini belirterek şu çarpıcı ifadeleri kullandı:

"Tarihten ders almalıyız. Milyonlarca kişinin hayatıyla Rus ruleti oynamamalıyız. 23 yıl önce ABD hükümeti bizi Irak'la bir savaşa sürükledi. Bu savaşın amacı Saddam Hüseyin'in nükleer silahlarını ortadan kaldırmak ve demokrasiyi getirmekti. Ancak Irak'ta hiçbir nükleer silah bulunamadı. Bizi iki kez kandıramazsın!"

Bu sözler, sadece İspanya adına değil, insanlık vicdanı adına da tarihe geçecek niteliktedir.

Çünkü Irak'a "demokrasi getirme" ve "kitle imha silahlarını ortadan kaldırma" iddiasıyla girildi.

Ancak iddia edilen silahlar bulunamadı.

Buna karşılık Irak parçalandı.

Şehirler yerle bir edildi.

Milyonlarca insan yurdundan edildi.

Yüz binlerce, kimi tahminlere göre bir milyondan fazla insan hayatını kaybetti.

Bir ülkenin siyasi, sosyal ve ekonomik yapısı dağıtıldı.

Aradan yıllar geçmesine rağmen Irak hâlâ o işgalin açtığı yaraları sarmaya çalışıyor.

Bugün Pedro Sanchez, aynı senaryonun İran üzerinden yeniden sahneye konulmasına karşı çıkıyor ve açıkça, "Bizi ikinci kez kandıramazsınız." diyor.

Peki biz ne yaptık

Irak işgal edilirken Türkiye'nin hava sahası, limanları ve askerî imkânları üzerinden yürütülen tartışmalar hâlâ hafızalardadır.