Yıllarca Cumhuriyet Halk Partisi, "tek parti dönemi" üzerinden eleştirildi.
Demokrasi eksikliği...
Devlet yönetiminin tek merkezden yürütülmesi...
Muhalefetin etkisiz bırakılması...
Devlet ile parti arasındaki sınırların belirsizleşmesi...
Bütün bunlar iktidarın yıllardır en sık dile getirdiği eleştiri başlıklarıydı.
Peki bugün dönüp tabloya baktığımızda ne görüyoruz
Türkiye yaklaşık çeyrek asırdır aynı siyasi kadro tarafından yönetiliyor.
Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi ile birlikte yürütme yetkisi büyük ölçüde tek elde toplandı.
Cumhurbaşkanı; bakanları atıyor, valileri atıyor, kaymakamları atıyor, büyükelçileri atıyor ve çok sayıda üst düzey kamu görevlisinin atamasını yapıyor.
Bunun yanında, iktidar partisinin genel başkanı sıfatıyla milletvekili adaylarını belirliyor, il başkanlarını atıyor, ilçe başkanlarının belirlenmesinde de son sözü söylüyor.
Böyle bir yönetim anlayışına bakıldığında, geçmişte "tek parti dönemi" diye eleştirilen uygulamalar ile bugün yaşananlar arasında gerçekten ne kadar fark vardır
Yoksa "tek parti zihniyeti" eleştirisi sadece siyasi rakiplere yöneltildiğinde mi hatırlanmaktadır
Siyasette eleştiri yapılabilir.
Ancak değişmemesi gereken şey, tutarlılıktır.
İşte bunun en çarpıcı örneklerinden biri de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yıllar önce yaptığı bir konuşma ile bugün ortaya çıkan görüntülerdir.
7 Ekim 2018 tarihinde AK Parti Kızılcahamam Kampı'nda yaptığı konuşmada Erdoğan, İsmet İnönü'nün elinde ABD bayrağı bulunan bir fotoğrafı kürsüden göstererek şu ifadeleri kullanmıştı:
"Elindeki bayrak dikkat edin Türk bayrağı değil. Elindeki bayrak Amerika... Bu bir teşekkürname. Bunların geçmişi hep böyle."
Bu sözlerle CHP'nin geçmişi, ABD ile kurduğu ilişkiler üzerinden sert şekilde eleştiriliyordu.
Aradan sekiz yıl geçti.
Takvimler bu kez 7 Temmuz 2026 tarihini gösterdi.
ABD Başkanı Donald Trump Ankara'ya geldi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Trump'ı uçaktan iner inmez merdivenlerde karşıladı.
Resmî törenler düzenlendi. Türk Yıldızları gösteri uçuşu gerçekleştirdi; gökyüzü ABD bayrağının renkleri olan kırmızı, beyaz ve mavi dumanlarla renklendirildi. İstanbul Boğazı'ndaki köprüler de ABD bayrağının renkleriyle ışıklandırıldı.
Mesele, devletler arasındaki diplomatik ilişkiler değildir.
Mesele, aynı olayın aktörüne göre farklı ölçülerle değerlendirilmesidir.
Dün eleştiri konusu yapılan bir görüntünün, bugün alkışlanması kamuoyunda doğal olarak çifte standart tartışmalarını beraberinde getirmektedir.
Üstelik tarihî gerçekler de ortadadır.
Marshall Planı (1948-1952), Amerika Birleşik Devletleri'nin II. Dünya Savaşı sonrasında Avrupa'nın ekonomik olarak yeniden ayağa kalkması amacıyla başlattığı ekonomik ve askerî yardım programıdır. Türkiye de bu program kapsamında yardım alan ülkeler arasında yer aldı.
Ben, Marshall Planı'nı da Türkiye'nin uzun vadeli millî menfaatleri açısından doğru bir tercih olarak görmüyorum. Bu yardım programı, Türkiye'nin ekonomik ve askerî alanda Batı'ya bağımlılığını artıran önemli adımlardan biri olarak tarihe geçmiştir.

3