Abdullah Öcalan için İmralı'da yeni bir bina yapıldığı iddiası aslında yeni değil.
Bu mesele aylar önce kamuoyunun gündemine gelmiş, günlerce tartışılmıştı. O dönemde iktidar yetkilileri tarafından bu yöndeki iddialar yalanlanmış, böyle bir düzenleme olmadığı yönünde açıklamalar yapılmıştı.
Aradan aylar geçti.
Şimdi ise MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin açıklamalarıyla aynı bina yeniden gündemimizde.
Üstelik bu defa yalnızca binanın varlığından söz edilmiyor. Kaç katlı olduğu, bahçesi, çalışma alanı ve yaşam şartlarına kadar ayrıntılar konuşuluyor.
İnsan ister istemez soruyor:
Aylar önce yalanlanan bina bugün nasıl bu kadar ayrıntısıyla anlatılıyor
Daha da önemlisi:
Adalet Bakanı'nın bilmediğini Devlet Bahçeli nereden biliyor
Türkiye aylardır "Terörsüz Türkiye" adı verilen süreci tartışıyor. Türkiye'nin terörden tamamen kurtulması, yeni acıların yaşanmaması ve toplumun huzur içinde yaşaması hepimizin ortak arzusudur.
Fakat terörü sona erdirmek başka, PKK'nın kurucusu Abdullah Öcalan'ı siyasetin ve çözüm arayışının merkezine yerleştirmek başka bir şeydir.
Devlet Bahçeli'nin gazeteci Nagehan Alçı'ya, Abdullah Öcalan için İmralı'da iki katlı ve bahçeli bir ev inşa edildiğini söylediği aktarıldı.
Üstelik yalnızca "bir ev yapıldı" denilmiyor.
Önünde bahçesi bulunan, "insani yaşam koşulları" sağlayacak bir yapıdan söz ediliyor. Alt katının çalışma ofisi, üst katının ise barınma alanı olarak tasarlandığı belirtiliyor.
Ardından eski AK Parti milletvekili Şamil Tayyar'dan daha da ayrıntılı açıklamalar geldi.
Tayyar'ın aktardığına göre Öcalan için yapılan yapı dubleks bir villa. 250 metrekare kapalı alanı var. İki katı kadar bahçesi bulunuyor. Hem barınma hem çalışma ofisi olarak planlanmış. Görüntülü telefon ve internet imkânının da mevcut olduğu belirtiliyor.
Şimdi tekrar soruyorum:
Bu kadar ayrıntıyı kim, nereden biliyor
Hele Sayın Bahçeli'nin İmralı ve Öcalan konusunda yaptığı açıklamalara bakınca benim aklıma çok daha çarpıcı bir soru geliyor:
Sayın Devlet Bahçeli, Abdullah Öcalan'la neredeyse her gün görüşüyor da bizim mi haberimiz yok
Elbette bunu bir soru olarak soruyorum.
Çünkü konuşulanlar sıradan bilgiler değil. Evin kaç katlı olduğundan bahçesine, çalışma ofisinden yaşam şartlarına kadar ayrıntılar aktarılıyor.
Aylar önce böyle bir binanın varlığı tartışılırken yapılan açıklamalarla bugün anlatılanlar arasındaki fark nasıl izah edilecek
Eğer gerçekten böyle bir bina yapıldıysa, neden daha önce kamuoyuna açıkça anlatılmadı
Eğer yapılmadıysa, bugün bu kadar ayrıntılı bilgiler neye dayanılarak konuşuluyor
Bahçeli'nin Öcalan konusundaki çizgisi
İşte burada benim zihnimi kurcalayan başka bir mesele daha var.
Bugünkü Devlet Bahçeli ile geçmişteki Devlet Bahçeli'nin Abdullah Öcalan konusundaki söylemlerini yan yana koyduğumuzda cevaplandırılması gereken ciddi sorular ortaya çıkıyor.
Bir dönem meydanlarda Öcalan'ın idam edilmesini savunan bir Devlet Bahçeli vardı.
Öcalan hakkındaki idam kararı kesinleştikten sonra ise dosya doğrudan TBMM'ye gönderilmedi. 12 Ocak 2000'de dönemin Başbakanı Bülent Ecevit ile Başbakan Yardımcıları Devlet Bahçeli ve Mesut Yılmaz'ın yaptığı görüşmenin ardından dosyanın AİHM süreci nedeniyle Başbakanlıkta bekletilmesine karar verildi.
Elbette bu karar yalnızca Bahçeli'nin kararı değildi; üçlü koalisyonun ortak kararıydı. Ancak siyasi tarih açısından vatandaşın şu soruyu sorması da son derece doğaldır:
İdam diye yola çıkan Bahçeli'nin ortağı olduğu hükümet döneminde Öcalan'ın idam dosyası neden Başbakanlıkta bekletildi
Sonra yıllar geçiyor ve karşımıza başka bir Öcalan tartışması çıkıyor.
Burada rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu'nun yıllar önce yaptığı çok çarpıcı bir konuşmayı hatırlatmak gerekiyor.
15 Nisan 2007'de Ankara Atatürk Spor Salonu'nda düzenlenen BBP 2. Olağanüstü Büyük Kurultayı'nda Yazıcıoğlu, Devlet Bahçeli'nin Abdullah Öcalan'ın İmralı'dan alınarak F Tipi cezaevine konulmasına ilişkin açıklamasını çok sert sözlerle eleştirmişti.
Yazıcıoğlu, Öcalan'ın bir gazetede yayımlanan yazısında dizlerinin ağrıdığından yakınarak İmralı'dan çıkarılmak istediğini belirttikten sonra, yaklaşık bir hafta sonra Bahçeli'nin Öcalan'ın F Tipi cezaevine götürülmesinden söz ettiğine dikkat çekmiş ve şu ifadeyi kullanmıştı:
"İdamı sen kaldırdın, o caniyi oraya sen götürdün, şimdi F tipine mi alacaksın Vay maşallah... Apo'nun da istediği bu zaten."
Bu sözler 2007 yılında söylenmişti.
Aradan neredeyse yirmi yıl geçti.
Bugün yine Bahçeli konuşuyor.
Yine konu İmralı.
Yine konu Abdullah Öcalan.
Dün Öcalan'ın F Tipi cezaevine nakledilmesi tartışılıyordu; bugün ise İmralı'da kendisi için hazırlandığı belirtilen iki katlı, bahçeli yapının ayrıntılarını Bahçeli'den öğreniyoruz.
İşte bütün bunları yan yana koyunca insan ister istemez soruyor:
Öcalan konusunda yıllar içerisinde ne değişti
Öcalan mı değişti
PKK'nın kanlı geçmişi mi değişti
Yoksa Devlet Bahçeli'nin Öcalan'a bakışı mı değişti
Üstelik mesele bununla da sınırlı değil.
Son dönemde Sayın Bahçeli'nin Abdullah Öcalan konusunda yaptığı çıkışlara bakıyoruz.
Öcalan'ın Meclis'e gelip konuşması gündeme getirildi.
"Umut hakkı" tartışıldı.
İmralı görüşmeleri ve Öcalan'ın süreçteki rolü sürekli kamuoyunun önüne geliyor.
Şimdi de Öcalan için hazırlandığı belirtilen yapının ayrıntılarını konuşuyoruz.
Bütün bunlar tesadüf müdür
Yoksa kamuoyuna henüz bütün ayrıntıları anlatılmamış daha kapsamlı bir yol haritasının parçalarını mı görüyoruz
Bilmiyoruz.
Ama bilmediğimiz için soruyoruz.
Ve sormaya da devam edeceğiz.
Abdullah Öcalan'ın geçmişi değişti de milletin mi haberi yok
PKK'nın kurucusu ve lideri olan bir isim bugün hangi gerekçeyle Türkiye'nin geleceğinin konuşulduğu bir sürecin vazgeçilmez kişisi hâline getiriliyor
İnsan artık şu soruyu sormadan edemiyor:
İlla Abdullah Öcalan'ı siyasetin bu kadar merkezinde tutmak istiyorsanız, bari beraber siyaset yapın!
Türkiye'de çözüm arayışı adına Abdullah Öcalan'ı siyasetin merkezine koymaya çalışanlar önemli bir gerçeği unutmamalıdır.
Abdullah Öcalan'ın geçmişi silinemez.
PKK'nın kanlı tarihi unutturulamaz.
Şehitlerimizin aziz hatırası, gazilerimizin ve terör mağdurlarının yaşadığı acılar siyasi hesapların gölgesinde bırakılamaz.
On binlerce insanın hayatını kaybettiği, ailelerin dağıldığı, ocakların söndüğü yılların sorumluluğunu taşıyan bir terör örgütünün kurucu liderini bugün çözümün vazgeçilmez aktörü gibi sunmak, milletin hafızasında ve terörün bedelini ödeyen insanların vicdanında çok ciddi soru işaretleri oluşturur.

29