Bu yazıyı okurken neden bazı gelişmeleri yan yana koyup görünenin arkasında başka bir hesap olup olmadığını sorguladığımı anlatabilmek için, önce geçmişten bir hatıramı paylaşmak istiyorum.
Yıl 1991'di.
Rahmetli Necmettin Erbakan Hocamız Köln'e gelmişti. Köln Arena'daki program hıncahınç doluydu. Hocamız stadyuma girdiğinde öyle bir tezahürat koptu ki adeta yer yerinden oynuyordu.
O gün rahmetli Aytunç Altındal ile tanışmış, uzun uzun fikir alışverişinde bulunmuştum. Cengiz Çandar da oradaydı. Kendisiyle de kısa bir tanışmamız olmuştu.
Erbakan Hocamız stadyuma girince yükselen müthiş tezahüratı gören Çandar'ın şaşkınlığı hâlâ gözümün önündedir. "Yahu, bu nasıl sevgi böyle!" dercesine heyecanla içeri doğru koşmuştu.
Aytunç Bey ile yalnız kalmış ve sohbetimize devam etmiştik.
O yıllarda Avrupa Milli Gazete'de daha yeni yeni yazı denemelerim oluyordu. Rahmetli Nazır Önöz "Gurbet Postası" adıyla bir sayfa başlatmıştı. Okuyuculardan gelen yazılar yayımlanıyor, ben de oraya yazıyordum.
Gerçi "yazıyordum" demek bile biraz iddialı. Daha yeni elime kalem almıştım.
Aytunç Altındal ile sohbetimiz ilerledikçe Türkiye, Ortadoğu, istihbarat ve geleceğe ilişkin oldukça hassas konulara girdik. Ben de kendisine yeni yeni yazmaya başladığımı söylemiştim.
Bana:
"Bu konuştuklarımızı yazma."
demişti.
Yazmadım. Bugün de o mahrem sohbetin ayrıntılarını yazacak değilim.
Ancak o sohbetten bende kalan önemli bir alışkanlık oldu:
Siyasette yalnızca bugünkü fotoğrafa değil, o fotoğrafın arkasından ne gelebileceğine de bakmak.
Nitekim 1995 yılında Sinop'ta yerel bir televizyon kanalında Abdullah Öcalan konusunda yaptığım değerlendirmede, "Öcalan yakalanacak ama idam edilmeyecek" demiş; hatta Irak üzerinden kendisine ileride siyasi bir rol biçilebileceği yönünde bir senaryo ortaya koymuştum.
İkinci öngörüm gerçekleşmedi. Öcalan Irak Cumhurbaşkanı olmadı. Dolayısıyla bunları "Ben geleceği biliyordum" demek için anlatmıyorum.
Uğur Mumcu'nun katledilmesi, PKK meselesi, Ortadoğu'daki gelişmeler ve Aytunç Altındal ile yaptığımız o sohbet, bana olayları tek tek değil, birbirleriyle bağlantı ihtimallerini de düşünerek okumayı öğretmişti.
Bugünkü yazımı da böyle okuyun.
Bir suçlama veya kesin hüküm olarak değil; parçaları yan yana koyan, ihtimalleri sorgulayan bir siyasi okuma olarak.
Geçen hafta sormuştum: Yeni bir birliktelik mi hazırlanıyor
30 Eylül 2026 tarihinde Milli Gazete'de yayımlanan "Yeni bir birliktelik mi hazırlanıyor" başlıklı yazımda bazı dikkat çekici gelişmeleri sorgulamıştım. ( https://www.milligazete.com.tr/yeni-bir-birliktelik-mi-hazirlaniyor )
26 Eylül'de MHP Genel Merkezi'nde Devlet Bahçeli'nin katıldığı buluşmada Burhanettin Saral ile Sedat Şahin bir araya geldi. MHP bu görüşmeyi "tarihi bir kucaklaşma ve buluşma" sözleriyle kamuoyuna duyurdu.
Kamuoyunda yeraltı dünyasıyla birlikte anılan isimler art arda gündeme geliyordu:
Sedat Şahin...
Burhanettin Saral...
Sedat Peker...
Alaattin Çakıcı...
Ben de bütün bunlara bakarak:
"Yeni bir birliktelik mi hazırlanıyor"
diye sormuştum.
Şimdi önüme yeni ve bana göre çok daha önemli bir parça geldi.
Devlet Bahçeli 6 Ekim'de önümüzdeki beş yılın siyasi formülünü şöyle açıkladı:
"Yürütmede Erdoğan, yasamada MHP."
Üstelik mesele yalnızca MHP'nin birkaç milletvekili daha fazla çıkarması değil. Bahçeli, partisinin oyunu ve milletvekili sayısını artırmasını, yasamada daha fazla görev üstlenmesini ve politika belirleme süreçlerinde daha etkili olmasını hedeflediğini açıkladı.
İşte bu cümle beni 2016'dan bugüne kadar yaşananları yeniden düşünmeye sevk etti.
On yıldır destek var, bakanlık yok; şimdi neden yasama
15 Temmuz 2016 sonrasında Türkiye'nin siyasi dengeleri kökten değişti.
Bahçeli'nin desteğiyle anayasa değişikliğinin yolu açıldı. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi geldi, ardından Cumhur İttifakı kuruldu.
O tarihten bu yana MHP, Erdoğan'ın en kritik siyasi destekçilerinden biri oldu.
Ancak MHP doğrudan kabineye girmedi.
Bakanlık almadı.
Cumhurbaşkanı yardımcılığı talep etmedi.
Şimdi ise yaklaşık on yıllık bu sürecin ardından Bahçeli çıkıp:
"Yürütmede Erdoğan, yasamada MHP"
diyor.
İşte burada benim aklıma çok basit fakat önemli bir soru geliyor:
Madem on yıldır yürütmede görev istemediniz, şimdi neden yasamanın merkezine talipsiniz
Daha önemlisi:
Bu on yıllık siyasi destek süresince MHP gücünü nerede biriktirdi
Bürokraside MHP'ye yakın kadroların ağırlığı ne kadar arttı
Güvenlik bürokrasisinde, yargıda ve devletin diğer önemli kurumlarında nasıl bir kadro dengesi oluştu
Bunların kapsamı somut verilerle ortaya konulmadan "MHP bürokrasiyi ele geçirdi" demek elbette doğru olmaz.
Ancak yıllarca hükümete dışarıdan destek veren bir parti bugün yasamada çok daha belirleyici bir konum istiyorsa, devlet içerisindeki gerçek etki alanının sorgulanması da gazeteciliğin görevidir.
Çünkü iktidar yalnızca bakanlık koltuğundan ibaret değildir.
Bazen görünür makamdan daha önemli olan, devlet mekanizmasının içerisinde zamanla oluşan nüfuzdur.
Türkiye geçmişte başka bir kadrolaşmanın bedelini çok ağır ödedi
Burada hassas bir benzetme yapmak istiyorum.
MHP ile FETÖ'yü aynı kefeye koymuyorum.
Böyle bir iddiam da yok.
Fakat Türkiye'nin yakın tarihinden ders çıkarmak zorundayız.
Bir dönem Fetullahçı yapı AK Parti iktidarına destek verdi. Daha sonra devlet içerisindeki kadrolaşmasının boyutları ortaya çıktı. İktidarla güç mücadelesine girdi ve Türkiye nihayetinde 15 Temmuz 2016'daki hain darbe girişimini yaşadı.
Elbette bugünkü MHP ile o yapının hukuki ve örgütsel niteliği aynı değildir.
Benim dikkat çektiğim şey başka:
Devlet içerisinde biriken gücün, bir gün siyasi güce dönüşme ihtimali.
İşte bu nedenle Bahçeli'nin "Yürütmede Erdoğan, yasamada MHP" sözünü sıradan bir seçim sloganı olarak okuyamıyorum.
Çünkü bu sözün devamında MHP'nin Meclis'te temsil gücünü artırması ve daha etkili hâle gelmesi hedefi açıkça ortaya konuluyor.
O hâlde soralım:
Erdoğan yürütmede tutulurken, AK Parti'nin yasamadaki ağırlığının yerini zaman içerisinde MHP mi almak istiyor
Neden "yasamada Cumhur İttifakı" değil
Bence üzerinde durulması gereken en kritik ayrıntılardan biri budur.
Bahçeli:
"Yürütmede Erdoğan, yasamada Cumhur İttifakı"
demedi.
"Yürütmede Erdoğan, yasamada MHP"
dedi.
Evet, aynı konuşmasında Meclis çoğunluğunun Cumhur İttifakı'nda bulunması gerektiğini de söyledi.

13