Dün terörist denilenin afişlerinden bugün kırmızı halıyla devlet başkanlığına uzanan yol

Dün terörist ilan edilen bugün devlet başkanı: emperyal güçlerin ilkeleri mi çıkarları mı belirliyor?

Şaban Turhal
01.04.2026
52
Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazı, Batı'nın terörizm, hukuk ve insan hakları tanımlarının sabit ilkelerden ziyade geopolitik çıkarlara göre değiştiğini öne sürmektedir. Bu iddiayı, geçmişte uluslararası arama afişine konu olan bir ismin bugün kırmızı halıyla devlet ziyaretine alınmasından hareketle gerekçelendirmektedir. Ancak bu argüman, uluslararası ilişkilerdeki pragmatizmin tamamen çıkar hesabına indirgeyip, değişen tehdit algılaması veya gerçek güvenlik dinamikleri gibi faktörleri ne kadar göz ardı ediyor?

Dün terörist denilenin afişlerinden bugün kırmızı halıyla devlet başkanlığına uzanan yol emperyal çıkar siyasetinin özetidir.

Daha düne kadar hakkında 10 milyon dolar ödül konulan, "Stop this terrorist" (Bu teröristi durdurun) afişleriyle dünyaya aranan bir isim... Bugün Avrupa'nın merkezinde devlet protokolüyle karşılanıyor. Bu tablo tek başına bile Batı'nın "terör", "hukuk" ve "insan hakları" kavramlarını nasıl kullandığını anlamaya yeterlidir. Çünkü burada değişen kişi değil, değişen çıkar dengeleridir.

Yıllardır dünyaya "terörle mücadele tavizsizdir" diyen aynı merkezlerin bugün geçmişi tartışmalı bir ismi diplomatik muhatap hâline getirmesi basit bir politika değişikliği değildir. Bu, uluslararası siyasette kavramların nasıl araçsallaştırıldığını gösteren açık bir örnektir. Dün tehdit olarak gösterilen bir aktörün bugün meşru muhatap kabul edilmesi, emperyal siyasetin ilkelere değil şartlara göre şekillendiğini ortaya koymaktadır.

Bir dönem hakkında uluslararası arama afişi yayımlanan bir ismin kısa süre sonra kırmızı halıyla karşılanması bize şunu gösteriyor: Emperyal güçlerin hafızası ilkelerle değil çıkarlarla çalışır. Dün "radikal" denilen yapı bugün "denge unsuru", dün "terör" denilen ilişki bugün "stratejik diyalog" hâline gelebilir. Bu nedenle emperyal merkezlerin kullandığı kavramlara sorgulamadan güvenmek mümkün değildir.

Bugün yaşanan tablo açık bir gerçeği bir kez daha göstermektedir: Terör tanımı evrensel değildir. Demokrasi söylemi tarafsız değildir. İnsan hakları dili eşit uygulanmamaktadır. Aynı aktör farklı şartlarda bambaşka sıfatlarla tanımlanabilmektedir. Bu da uluslararası siyasette kullanılan dilin çoğu zaman değerlerden değil güç dengelerinden beslendiğini ortaya koymaktadır.

Uluslararası ilişkilerde güçlü aktörlerin kullandığı dil çoğu zaman ilke dili değildir; strateji dilidir. Bu dil gerektiğinde değişir, gerektiğinde dönüşür ve gerektiğinde tamamen tersine çevrilebilir. Bu yüzden emperyal güçlerin açıklamalarına bakarken sadece söylenenlere değil, hangi şartlarda söylendiğine de dikkat etmek gerekir.

Şunu artık açık ve net öğrenmemiz gerekiyor: İsmi ne kadar İslam'la anılırsa anılsın, şiddeti ve terörü öne çıkaran yapılar çoğu zaman bağımsız değil; emperyal projelerin sahadaki taşeronlarıdır. Aynı şekilde din adına savaş söylemi üreten küresel aktörlerin sözlerine de sorgusuz inanılmamalıdır. Dün meydanlarda "cihat" söylemiyle kullanılan grupların bugün sessizliğe gömülmesi tesadüf değildir. Çünkü bu yapılar kendi iradeleriyle değil, kendilerini sahaya süren güçlerin talimatıyla hareket ederler.