Çeyrek asırlık iktidarın "dindar nesil" hedefi vardı... Bugün ortaya çıkan tabloyu kim açıklayacak

Dindar nesil yetiştirme hedefiyle okullarda şiddet olaylarının artması arasındaki bu mesafe, çeyrek asırlık iktidarın sorumluluğunu soruyor—ama sorun gerçekten siyasette mi, yoksa toplumun rol model krizinde mi?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, okul saldırılarının artışını yalnızca güvenlik zafiyeti değil, toplumsal bir çöküş olarak görüyor ve bunu çeyrek asırlık iktidarın "dindar nesil yetiştirme" sloganıyla karşılaştırıyor. Medya düzeni, mafya figürlerinin glorifikasyonu ve devletin itibarının zedelenmesinin gençliği yönlendirecek rol modelleri ortadan kaldırdığını iddia ediyor. Ancak eğitim politikasının toplumsal sonuçlarında yalnızca iktidar mı sorumlu, yoksa aileden medyaya kadar çok katmanlı bir sorunun parçası mı?

Türkiye birkaç gün içinde art arda gelen okul saldırılarıyla sarsıldı. Şanlıurfa'nın ardından Kahramanmaraş'ta yaşanan olay artık hepimizi aynı soruyla baş başa bıraktı:

Bu gençlere ne oluyor

Bir ortaokul öğrencisinin sırt çantasına kitap yerine silah koyarak okula girebildiği bir ülkede artık yalnızca güvenlik zafiyetinden söz edilemez.

Üstelik ortada kısa süreli bir yönetim dönemi de yoktur. Türkiye'de çeyrek asra yaklaşan bir iktidar süreci vardır. Bu kadar uzun süre ülkeyi yöneten bir siyasi irade artık yalnızca başarıların değil, ortaya çıkan toplumsal sonuçların da sorumluluğunu taşımak zorundadır. Çünkü nesiller bir yılda değil, yıllar içinde şekillenir.

Yıllar önce Türkiye'de çok iddialı bir hedef açıklanmıştı:

"Dindar bir nesil yetiştireceğiz."

Bu cümle yalnızca bir eğitim politikası değildi. Aynı zamanda bir toplum projesiydi. Bir gelecek tasavvuruydu. Bir medeniyet iddiasıydı.

Bugün gelinen noktada ise karşımıza çıkan tablo ağır bir muhasebeyi zorunlu kılıyor.

Artan okul şiddeti
zayıflayan rol modeller
gençliğin yönünü şaşırtan kültürel savrulma

hep birlikte şu soruyu sormamızı gerektiriyor:

Bu hedefle bu sonuç arasında nasıl bir mesafe oluştu

Bugün gençlerin karşı karşıya olduğu en büyük sorunlardan biri rol modeli krizidir.

Bir ülkede vatandaş sorununu çözmek için devlete değil mafya figürlerine başvuruyorsa, orada yalnızca hukuk zayıflamaz. Orada devletin itibarı da zedelenir. Çocuklar bunu görür. Sorun çözenin hukuk değil güç olduğunu düşünmeye başlar. Hak aramanın yolu adliyeden değil ilişkilerden geçiyor sanılır.

Bugün sosyal medyada mafya figürlerinin milyonlarca takipçisi varsa, televizyon dizilerinde suç örgütleri kahramanlaştırılıyorsa ve insanlar yaşadıkları haksızlıklarda çözümü devlette değil "bir tanıdıkta" arıyorsa gençlerin silaha özenmesi artık şaşırtıcı değildir. Çünkü çocuklar nasihatten çok örnekleri takip eder.

Ama mesele yalnızca mafya figürleriyle sınırlı değildir. Medya düzeni de bu savrulmanın önemli bir parçası hâline gelmiştir.