Sabah kahvaltımı yaparken telefonum çaldı.
Yöneticilik yapan bir arkadaşımız arıyordu.
Bir konu hakkında görüşmek istediğini söyledi.
Sohbet arasında dedim ki:
"Bugünkü Milli Gazete'de Genel Başkanımızın Almanya programıyla ilgili çok güzel bir haber yapmış Milli Gazete'deki arkadaşlar..."
Hemen bana:
"Göndersene, görmedim," dedi.
Ben de doğal olarak sordum:
"Sen abone değil misin"
Bir an durdu...
"Yok," dedi.
"İnternetten haberleri okuyorum."
İnanın o an içim burkuldu.
Çünkü karşımda sıradan biri yoktu...
Bir yönetici arkadaşımızdı.
Hem yönetici olacaksın...
Hem merhum Erbakan Hocamızın yıllarca "Milli Görüş'ün hava kuvvetleri" dediği Milli Gazete'yi düzenli takip etmeyeceksin...
Hem de abone olmayacaksın...
Dayanamadım, hafif tebessüm ederek şöyle dedim:
"Anlaşılan sen denizin üstünde fazla yürüyemezsin..."
Belki biraz sertti...
Ama içinde kırgınlık vardı.
Çünkü insan, merhum Erbakan Hocamızın "Milli Görüş'ün hava kuvvetleri" dediği bir gazeteye özellikle dava şuuru taşıyan insanların daha fazla sahip çıkmasını bekliyor.
Bakınız...
Geçen sene Duisburg'da Avrupa Başkanlık Divanı'ndan bir arkadaşla sohbet ederken de benzer bir durum yaşamıştım.
O gün konuştuğumuz konu da yine yurtdışındaki vatandaşlarımızın sorunlarıydı...
Sıla yolu meseleleriydi...
Gurbetçinin yaşadığı sıkıntılardı...
Ben de sohbet arasında:
"Dün Avrupa Milli Gazete'de bunlar manşet olmuştu..." dedim.
Bana:
"Ben abone değilim," dedi.
Yine içim burkulmuştu.
Kendi kendime şöyle demiştim:
Biz nasıl Milli Görüşçüyüz ki, bu asrın uyarıcısı olarak gördüğümüz merhum Necmettin Erbakan Hocamızın emaneti olan bir gazeteye hâlâ gerektiği gibi sahip çıkamıyoruz
Üstelik mesele sadece Avrupa'da da değil...
Türkiye'de farklı mı sanki
Bazen Ankara'ya Genel Merkez'e gidiyorum...
İl binalarına gidiyorum...
İlçe teşkilatlarına uğruyorum...
Yönetici odalarına bakıyorum...
İş adamlarımızın bürolarına giriyorum...
İnanın, bazen bir tane bile Milli Gazete göremeyince kahroluyorum.
Çünkü bir davanın gazetesi görünür olmalı...
Masaların üstünde olmalı...
İnsanların elinde olmalı...
Bayilerden alınmalı...
İl ve ilçe binalarında abonelikler olmalı...
Şimdi bazıları çıkmış:
"E-gazete var..."
"Masraflı işler bunlar..." diyor.
Kardeşim...
Olmaz...
Milli Gazete görünür olacak.
Çünkü görünmeyen dava zamanla unutulur.
Bakınız...
Devletler bile stratejik gördükleri alanlarda zarar etse de destek veriyor.
Sübvansiyon yapıyor.
Yeter ki o kurum ayakta kalsın diye uğraşıyor.
Peki biz kendi davamızın sesine sahip çıkmayacak mıyız
Birçok yerden kısılır...
Lüksten kısılır...
Gösterişten kısılır...
Ama Milli Gazete'den kısılmaz.
Çünkü bu gazete sıradan bir ticari gazete değildir.
Bir hareketin hafızasıdır.
Bir okuludur.
Bir istikamet merkezidir.
Ve insan bazen kendi kendine soruyor:
Nerede bizim "Milkolarımız"
Hani şu Milli Görüş'ün yükünü omuzlayan dava adamları...
Hani şu "Bu dava sahipsiz değildir" diyenler...
İşte bugün sahip çıkılması gereken emanetlerden biri de Milli Gazete'dir.
İşte bu yüzden diyorum ki:
Ne olur...
Milli Gazete'ye abone olalım.
Evlerimize girsin.
Teşkilat binalarımıza gelsin.
Masalarımızın üzerinde görünsün.
Çocuklarımız bu davanın gazetesini tanısın.
Burada özellikle Avrupa Saadet Partisi Kadın Kollarımızın çalışmalarını da takdir etmek istiyorum.
Birçok kişiye emeklerinden dolayı ödüller veriliyor.

17