Yazı, Süleyman Soylu'nun Milli Gazete'yi iftira kampanyasıyla suçlamasının inandırıcılığını sorguluyor çünkü geçmişte aynı siyasiler tarafından benzeri iddiaların belgesi olmadan yapıldığını ve cevap verilmediğini hatırlatıyor. Temel argüman, bir devlet makamının sözleriyle gücünün, toplumda güven bunalımı yaratıyorken başkalarına ahlak dersi vermenin vicdan ve hukuk meselesi olduğu noktasında yoğunlaşıyor. Ancak yazarın hafızaya dayalı bu eleştirisi, bugün aynı ittifakta yer alan farklı görüşleri geçmişte ne ölçüde destekledikleri sorularını da gündeme getirmiyor mu?
Süleyman Soylu son açıklamasında sosyal medya hesabından Milli Gazete'yi hedef alarak yıllardır şahsına iftira atıldığını söyledi. Üstelik bunu yaparken "iftira kardeşinin etini yemek gibidir" diyerek dinî bir ölçüyü hatırlattı.
Bu söz doğrudur.
Ama mesele şu:
Bu sözü söyleyen kişinin geçmişte ne söylediği de önemlidir.
Çünkü Türkiye hafızası güçlü bir ülkedir.
Ve biz hatırlıyoruz.
Miting meydanlarında Temel Karamollaoğlu hakkında "PKK ile anlaşma yaptı" denildiğini hatırlıyoruz.
Belgesi gösterilmedi.
Özrü dilenmedi.
Helalleşilmedi.
Ama bugün kalkıp iftira üzerinden ahlâk dersi veriliyor.
Bu kabul edilebilir değildir.
Hatırlıyoruz...
İstanbul Büyükşehir Belediyesi için "550 terörist var" denildiğini hatırlıyoruz.
Sonra ne oldu
"Bu sözleri siyaset kapsamında söyledim" denildi.
Bir İçişleri Bakanı'nın böyle bir ithamı "siyaset kapsamında" diyerek geçiştirmesi devlet ciddiyetiyle bağdaşmaz.
Devlet makamı belgeyle konuşur.
İddia ile değil.
Ama mesele sadece Saadet Partisi değildir.
Bugün aynı siyasi ittifak içinde yer alınan partiler hakkında geçmişte kullanılan ifadeler de hafızalardadır.
Bir dönem AK Parti için
"Türkiye'nin en çok yolsuzluğa bulaşmış iktidarlarından biridir"
denildiğini de hatırlıyoruz.
Yine bir başka dönemde Devlet Bahçeli ve Milliyetçi Hareket Partisi hakkında kullanılan
"MHP'yi CHP'ye metres yaptı"
ifadelerini de hatırlıyoruz.
Bugün aynı ittifak içinde yer alan partilere yönelik geçmişte söylenen bu sözler ortadayken, başkalarına iftira üzerinden ahlâk dersi verilmesi elbette sorgulanır.
Çünkü siyasetçinin sözü sadece bugünüyle değil geçmişiyle birlikte tartılır.
Ama burada daha ağır bir soru vardır.
Sayın Soylu'nun İçişleri Bakanlığı döneminden hemen sonra göreve gelen Ali Yerlikaya göreve başlar başlamaz Türkiye genelinde peş peşe suç örgütü operasyonları yapıldı.
Onlarca değil...
Yüzlerce değil...
Binlerce suç örgütü lideri yakalandı.
Peki soralım:
Bu kadar suç örgütü lideri Sayın Soylu döneminde neredeydi
Nasıl oldu da aynı devlet, aynı emniyet teşkilatı, aynı ülke sınırları içinde bir bakan değişir değişmez operasyon üstüne operasyon yapılmaya başlandı
Devlet süreklidir.
Ama uygulama değişmişse ortada cevaplanması gereken sorular vardır.
Üstelik yakalanan bazı suç örgütü mensuplarıyla geçmişte çekilmiş fotoğrafların kamuoyuna yansıması toplumda ciddi bir güven tartışması doğurmuştur.
Bu tartışma hâlâ cevap beklemektedir.
Bir başka önemli mesele daha vardır.
Sedat Peker tarafından kamuoyuna açıklanan iddialar uzun süre Türkiye gündeminde kaldı.

6