Baş tacı denilen gurbetçi, en basit meselelerde bile çileye mahkûm ediliyor.

Dün de bu konulara değinmiştim yazımda.

Bugün ise çok daha basit bir konuda bile gurbetçinin nasıl mağdur edildiğini anlatmak istiyorum. Çünkü süslü sözler bir yana, icraata gelince işin rengi tamamen değişiyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan geçtiğimiz günlerde bir açıklama yaptı:

"Yurt dışında yaşayan kardeşlerimiz kimsenin, bilhassa da ana muhalefetin şuursuz aktörlerinin üzerinde keyiflerince siyaset yapacakları bir kum torbası değildir. Yurt dışındaki kardeşlerimiz bu ülkenin asli unsurudur, başımızın tacıdır…"

Evet, kulağa hoş geliyor. Süslü sözler, duygulu cümleler… Gurbetçinin gönlünü okşuyor.

Ama günlük hayatta yaşanan gerçekler hiç de öyle değil.

Basit bir örnek vermek gerekirse; mevcut düzenlemeye göre yurtdışında yaşayan vatandaşlarımız Türkiye'ye kendi araçlarıyla giriş yaptığında, aracı yalnızca yurtdışı yerleşik olan araç sahibi, eşi, çocuğu veya anne babası kullanabiliyor. Bu yönüyle kural yerinde görünebilir; ancak masa başında hazırlanmış olması sebebiyle önemli bir eksikliği var. Özellikle izin sezonunda, aracı getiren kişi acil bir iş nedeniyle yurtdışına geri dönmek zorunda kaldığında, araç Türkiye'de adeta atıl hâle geliyor.

Nitekim bu yaz izin döneminde bu meseleyle ilgili çok sayıda şikâyet duydum, hatta bizzat şahit olduğum olaylar da oldu. İnsanların işlerini kolaylaştırması gereken bir düzenleme, aksine hayatlarını zorlaştırıyor.