Almanya siyasetinde taşlar yerinden oynuyor: Merz kalacak mı, gidecek mi

Almanya siyasetinde son günlerde yaşanan gelişmeler, ülkedeki siyasi dengelerin ciddi biçimde değişmeye başladığını gösteriyor.

Alman basınında yer alan "Merz bilmek istiyor: Kalacak mı, gidecek mi" başlığı da tartışmanın geldiği noktayı oldukça çarpıcı biçimde ortaya koyuyor.

Çünkü mesele artık yalnızca Federal Şansölye Friedrich Merz'in siyasi geleceği değil. Geleneksel partilerin oy kaybı, AfD'nin yükselişi ve yıllardır sürdürülen "Brandmauer", yani AfD ile siyasi iş birliğini dışlayan güvenlik duvarı tartışması, Almanya siyasetinde yeni bir dönemin işaretlerini veriyor.

Son YouGov araştırmasının ortaya koyduğu tablo dikkat çekici.

AfD (Almanya için Alternatif) yüzde 29 ile ilk sırada yer alırken, Merz'in siyasi cephesini oluşturan CDU/CSU (Hristiyan Demokrat Birlik/Hristiyan Sosyal Birlik) yüzde 18'e gerilemiş durumda. Yeşiller (Birlik 90/Yeşiller) yüzde 16, SPD (Almanya Sosyal Demokrat Partisi) yüzde 13, Sol Parti (Die Linke) yüzde 10 seviyesinde ölçülüyor.

Bunların seçim sonucu değil, belirli bir tarihteki seçmen eğilimini gösteren kamuoyu araştırması olduğunu elbette unutmamak gerekir.

Ancak ortaya çıkan tablo şu soruyu sormayı gerekli kılıyor:

Almanya'da ne oluyor

Uzun yıllar Alman siyasetinin merkezinde CDU/CSU ile SPD vardı. İktidarlar değişse bile bu partiler ülke siyasetinin ana eksenini oluşturuyordu.

Bugün ise farklı bir siyasi tablo var. Bir tarafta AfD'nin yükselişi, diğer tarafta CDU/CSU ve SPD'nin geçmişte alışık oldukları oy oranlarından oldukça uzakta bulunması dikkat çekiyor.

Üstelik mesele yalnızca anketlerden ibaret değil.

Merz üzerindeki siyasi baskının arttığı bir dönemde CDU'lu eyalet başbakanları kendisine destek açıklıyor. Parti içindeki tartışmaların nereye varacağı ise önümüzdeki seçimlerin ardından daha da netleşebilir.

Dün Scholz'a söyledikleri bugün karşısına çıkıyor

Burada siyasetin hafızasını gösteren oldukça dikkat çekici bir ayrıntı var.

Kasım 2024...

Friedrich Merz henüz Şansölye değil, muhalefet lideriydi.

Karşısında dönemin Federal Şansölyesi Olaf Scholz ve onun partisi SPD (Almanya Sosyal Demokrat Partisi) vardı.

Merz, Federal Meclis'te Scholz'u oldukça sert ifadelerle eleştiriyor, onun kendi dünyasında yaşadığını ve gerçeklerle bağlantısını kaybettiğini söylüyordu.

Alman basını bugün o günleri şu sözlerle yeniden hatırlatıyor:

"Kibir, düşüşten önce gelir!"

Aradan yaklaşık iki yıl geçti.

O gün eleştiren koltuktaki Merz, bugün eleştirilen koltukta.

O gün Olaf Scholz'a yönelttiği "gerçeklerden kopma" eleştirisinin benzerleri bugün kendisine yöneltiliyor.

Siyasetin belki de en öğretici taraflarından biri budur:

Muhalefetteyken söylediğiniz sözler, iktidara geldiğinizde bir gün karşınıza çıkabilir.

Merz'in kısa süre önce "İşleyen bir sistemin içindeyim" şeklindeki sözleri de bu nedenle tartışılıyor. Otomotiv sektöründen gelen eleştiriler karşısında hükûmetin rahatlatıcı adımlar atacağı yönünde mesajlar veriliyor.

Ancak seçmen açısından asıl mesele verilen sözlerden çok, günlük hayatında gördüğü sonuçtur.

Hayat pahalılığı, enerji maliyetleri, göç politikaları, ekonomik sorunlar, emeklilik sistemi, sanayinin geleceği, Ukrayna savaşı ve Almanya'nın dış politika tercihleri seçmenin gündemindeki önemli başlıklar arasında bulunuyor.

AfD meselesi artık Almanya siyasetinin merkezinde

Bir de AfD meselesi var.

Almanya'da yıllardır diğer siyasi partilerin AfD ile iş birliği yapmaması anlamına gelen "Brandmauer", yani siyasi güvenlik duvarı politikası tartışılıyor.

Ancak kamuoyunda bu yaklaşımın da giderek daha fazla sorgulandığı görülüyor.

Son YouGov araştırmasında katılımcıların yüzde 51'i diğer partilerin AfD ile iş birliğini kategorik olarak dışlamaması gerektiğini belirtirken, yüzde 40'ı bu dışlamanın sürmesini istiyor. Aynı araştırmada katılımcıların yüzde 59'unun AfD'yi aşırı sağcı olarak değerlendirdiği de belirtiliyor.